TEFECİLİK ( TCK m. 241 )

NEDİR? Tefecilik suçu kanunumuzda topluma karşı suçlar kapsamında düzenlenmiştir. Tefecilik, belirli bir zamana kadar vade ile herhangi bir kimseye faizle borç para verilmesidir. Bu suçun konusu yalnızca paradır. Paranın Türk Lirası (TL) veya yabancı para (döviz) olması arasında bir fark bulunmamaktadır. Ancak paranın tedavül kabiliyeti bulunmalıdır. Ödünç olarak verilen şey, para dışında bir değer ise, sağlanan kazanç ne kadar fazla olursa olsun, ivaz ne kadar nispetsiz bulunursa bulunsun tefecilik suçunun oluşması mümkün değildir. Örneğin bir adet altın verilip, bir süre sonra iki adet alınmasının veya
iki ton buğday verilip, bir süre sonra üç ton olarak alınmasının kararlaştırması halinde, fiil aynı haksızlık içeriğine sahip ise de kanunilik ilkesi gereği tefecilik suçunu oluşturması mümkün değildir. Aynı şekilde hamiline yazılı bonolar, hisse senetleri, tahviller ve kuponlar, yetkili kurumlar tarafından çıkarılmış olup da kanunen tedavül eden senetler, tahviller ve evrak ile milli ziynet altınları… para hükmünde sayılmış olmalarına rağmen tefecilik suçuna konu olmaları mümkün değildir. Ancak “parada sahtecilik suçu”nu oluşturması mümkündür.

Madde-241
(1) Kazanç elde etmek amacıyla başkasına ödünç para veren kişi, iki yıldan altı yıla kadar hapis ve beşyüz günden beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.
(2) Suçun bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde verilecek ceza bir kat artırılır.

FAİL
Tefecilik suçu, özgü suçlar kapsamında sayılmamıştır. Dolayısıyla tefecilik yapan herkes bu suçun faili olabilir. Ancak bu suçun faili ancak borç para veren taraf olabilmektedir. Borç para alan kimse , pasif taraf olarak değerlendirilir ve cezalandırılması mümkün değildir.
Suçun bir tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde işlenmiş olması durumunda tüzel kişi suç faili olamayacağından para cezası verilemez. Ancak diğer koşulların bulunması halinde tüzel kişileri özgü güvenlik tedbiri uygulanır.

MAĞDUR
Tefecilik suçunun mağduru en geniş tanımıyla toplumu oluşturan herkestir. Suçun dar anlamda doğrudan mağduru ise , tefeciden borç para alan kimsedir. Yargıtay son dönemdeki uygulamalarında faizle borç alan kişiyi suç mağduru olarak kabul etmekte ise de bazı kararlarında bu kişileri suçtan zarar görenolarak nitelemektedir.

FİİL
Tefecilik maddî kazanç elde edilmek amacıyla belli bir vadeye bağlı olarak bir miktar paranın herhangi bir kimseye verilmesidir. 90 sayılı KHK’ye göre, “…Devamlı ve mutad meslek halinde, faiz veya her ne ad altında olursa olsun bir ivaz karşılığı veya ipotek almak suretiyle, ödünç para verme işleriyle uğraşan veya ödünç para verme işlerine aracılık eden ve kendilerine faaliyet izni verilen gerçek kişiler(in)…” (md. 3/1-a) faaliyeti “ikrazatçılık”, “ …ikrazatçılık yapmak üzere izin alınmadan, faiz veya her ne ad altında olursa olsun, bir ivaz karşılığı veya ipotek almak suretiyle, ödünç para verme işlemlerinin yapılması veya bu işlerin meslek ittihaz edilmesi ve Kanun Hükmünde Kararname uyarınca alınan ikrazatçılık izni iptal edildiği halde ödünç para verme işlerine devam edilmesi…” (md.9) ise “tefecilik” olarak nitelenmiştir. Failin borç para vermeyi meslek edinmiş olması gerekir. Herhangi bir sebeple bir kimsenin başkasına bir defalığına mahsus faizle borç vermesi tefecilik suçunu oluşturmaz. Ancak Yargıtayın aksi yönde kararları da bulunmaktadır (yazımızın alt kısmında Yargıtayın bu yöndeki bir kararına yer verilmiştir). Aynı zamanda bu suçun oluşabilmesi için borç para vermeyi meslek edinen kişinin fahiş miktarda faizle kazanç elde etmeyi amaçlaması gerekmektedir.

KUSURLULUK
Tefecilik suçu yalnızca kasten işlenebilen bir suçtur. Suçun oluşması için fiilin “Kazanç elde etmek amacıyla…” işlenmesi zorunludur. Borç para veren kimsenin bu amacı taşımaması durumunda bu suçun oluşması mümkün değildir.

TEŞEBBÜS
Kural olarak bu suçta teşebbüse elverişli değildir. Zira paranın verilmesi ile suç tamamlanmakta ve amaçlanan kazancın elde edilmesi aranmamaktadır. Ancak teşebbüsün mümkün olduğu durumlarda söz konusu olabilmektedir.

İÇTİMA
Yargıtay, tefecilik suçunun zincirleme şekilde işlenebileceğini benimsemekte ve ayrıca farklı mağdurlara yönelik tefecilik eylemini de bu kapsamda değerlendirmektedir. Yani failin aynı suçu işlemek amacıyla değişik zamanlarda birden fazla ödünç para vermesi halinde birden fazla suçun bulunduğunu ve zincirleme suç hükümlerinin uygulanması gerektiği görüşündedir. Ancak Doktrin, Yargıtayın bu görüşüne karşı çıkmaktadır.

ŞİKAYET
Tefecilik suçunun soruşturma veya kovuşturma şikâyet veya izne tâbi değildir. Re’sen soruşturma ve kovuşturma usulleri uygulanır.

GÖREVLİ ve YETKİLİ MAHKEME
Tefecilik suçunda görevli ve yetkili mahkeme “suçun işlendiği yer asliye ceza Mahkemesi”dir.

EMSAL YARGITAY KARARLARI

Yargıtay 9. CD, 04.12.2012 2012/3959, 2012/14574

“…Tefecilik suçunun mağdurunun sanıklardan faizle borç para alan kişiler olmadığı bu nedenle sanıkların elde ettiği kabul edilen faiz kazancının borç para alan kişilere iade edilemeyeceği ve suçun işlenmesi ile elde edilen veya suçun konusunu oluşturan ya da suçun işlenmesi için sağlanan maddi menfaatler ile bunların değerlendirilmesi veya dönüştürülmesi sonucu ortaya çıkan ekonomik kazançların TCK’nin 55. maddesi gereğince kazanç müsaderesine konu olacağı gözetilerek, soruşturma aşamasında tüm taşınmaz mal varlıkları ve bankalardaki nakdi hesaplarına el konulan sanıklar hakkında suçun işlenmesi ile elde edilen ya da bunların değerlendirilmesi veya dönüştürülmesi sonucu ortaya çıkan ekonomik kazançların anılan madde uyarınca müsaderesine karar verilmesi yerine yazılı biçimde uygulama yapılması,/ Kanuna aykırı, müdahil Hazine vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı BOZULMASINA…”

Yargıtay 5. CD, 17.06.2013 2012/7725, 2013/6657

“…Mağdurlar O.C, V.Ç’nin emniyetteki, A.A’nın emniyet ve yargılama aşamasındaki beyanları ile tanıklar Rıfat ve Abdurrahman’ın emniyet ifadelerinde sanığın faiz karşılığında borç para verdiğini beyan etmeleri ve tüm dosya içeriği karşısında, sanığa atılı zincirleme tefecilik suçunun sübuta erdiği anlaşıldığı halde yazılı şekilde beraatına karar verilmesi…[hukuka aykırıdır]…”

Yargıtay 6. CD, 06.11.2013, 2013/1714, 2013/21963
“…01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK’nin 241. maddesinde tefecilik suçunun; ‘kazanç elde etmek amacıyla başkasına ödünç para veren kişi…’ biçiminde tanımlandığı, bu düzenlemeye göre suçun oluşması için sanığın yalnızca bir kişiye ödünç para vermesi yeterli olup, bu işi meslek haline dönüştürüp dönüştürmemesinin öneminin bulunmadığı, tefecilik suçunun ekonomi, sanayi ve ticarete ilişkin suçlar bölümü içerisinde yer aldığı, bu bölümün de topluma karşı suçlar kısmı içinde bulunduğu, 5237 sayılı Yasanın 43/1. maddesi, suçun mağdurunun aynı kişi olmasını suçun zorunlu unsuru haline getirmiş iken, 08.07.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5377 sayılı Kanunun 6. maddesi ile anılan madde ve fıkraya eklenen ‘mağduru belli bir kişi olmayan suçlarda da bu fıkra hükmü uygulanır’ hükmü ile zincirleme suçun kapsamının genişletildiği ve mağduru aynı kişi olsun ya da olmasın maddenin son fıkrasındaki istisnalar dışındaki tüm suçlarda zincirleme suç hükümlerinin uygulanmasının mümkün hale getirildiği, bu nedenle suçun temadi ettiğinden ve birden fazla kişiye ödünç para verilmesinin tek suç oluşturduğundan bahsedilemeyeceği, ancak suçun zincirleme olarak işlenmesinin olanaklı olduğu…”

Yargıtay 5. CD, 14.01.2013 2012/11217, 2013/325
“…D. K… İnş. Gıda San. Tic. Ltd. Şti.nin ortakları olan sanıkların; işyerlerinde bulunan pos cihazından kredi kartı çekimi yaptırıp çekilen miktarın bir kısmını komisyon olarak kestikten sonra kalan parayı kart kullanıcılarına verdikleri ve bu şekilde, faiz veya başka bir namla da olsa kazanç elde etmek amacıyla başkalarına ödünç para vererek zincirleme şekilde tefecilik yaptıklarının anlaşılması karşısında…”

Yargıtay 5. CD, 09.09.2013, 2012/10179, 2013/8297

“… 5237 sayılı TCK’nin 241. maddesi hükmüne göre; ‘tefecilik’ suçunun, kazanç elde etmek amacıyla başkasına ödünç para vermekle oluşacağı, bu anlamda suçun oluşumu için tefecilik eyleminin meslek haline getirilmesinin gerekmediği gibi anılan hükmün gerekçesinde de belirtildiği üzere atılı suç ‘senet kırdırma’ denen usulle de işlenebileceği, zira bu durumda kambiyo senedinin el değiştirmesinin kişiler arasındaki doğmuş olan bir alacak borç ilişkisine dayanmayıp bizatihi kambiyo senedinin kendisinin satılıp satın alındığı gözetildiğinde, sanığın evinde ve işyerinde yapılan aramalarda değişik şahıslara ait çok sayıda çek ve senetlerin ele geçirilmesi, Bursa Vergi Dairesi Başkanlığınca düzenlenen vergi inceleme raporlarındaki tespitler ve sanıkta ele geçirilen senet ile çeklerin hukuki dayanağına ilişkin tanıkların beyanlarında belirttikleri hususlar dikkate alındığında yüklenen zincirleme tefecilik suçunun tüm unsurlarıyla oluştuğu gözetilmeden dosya kapsamı ve oluşa uygun düşmeyen gerekçeyle yazılı şekilde beraat kararı verilmesi…”


“…Sanığın kazanç elde etmek amacıyla T.B aracılığıyla tanıştığı O. B’ ödünç para verdiği tevilli savunma, zarar gören Onur’un özü değişmeyen anlatımları, tanık Tarhan’ın beyanı, icra takip dosyası içeriği ve telefon mesajı ile sübuta erdiği, tefecilik suçunun oluşumu için bunun meslek haline getirilmesinin zorunlu olmadığı gözetilmeden, sanığın atılı suçtan mahkûmiyeti gerekirken, yanılgılı değerlendirmeyle yazılı gerekçelerle beraatına karar verilmesi…[hukuka aykırıdır]…”

Yargıtay 5. CD, 25.06.2013 2012/8873, 2013/7163
“…Sanıktan faiz karşılığı borç aldığı iddia edilen katılan M.A’nın suçun zarar göreni olduğu anlaşılmakla, katılan vekilinin temyiz talebinin reddedilmesi gerektiğine dair tebliğnamedeki görüşe iştirak edilmemiştir./ Sanık hakkında tefecilik suçundan kamu davası açıldığı, Hazinenin bu suçun mağduru olduğu, bu sıfatının gereği olarak CMK’nın 233 ve 234. maddeleri gereğince kovuşturma evresinde sahip olduğu davaya katılma ve öteki haklarını kullanabilmesi için Maliye Bakanlığı Baş Hukuk Müşavirliği ve Muhakemat Genel Müdürlüğü’nün duruşmadan haberdar edilmesi gerektiği halde, usulen dava ve duruşmalar bildirilmeden, davaya katılma ve Ceza Muhakemesi Kanunu’nun mağdur ve katılanlar için öngördüğü haklardan yararlanma olanağı sağlanmadan yargılamaya devam edilerek yazılı biçimde hüküm kurulması…”

           Hasan Basri SARI
HUKUK & DANIŞMANLIK BÜROSU