....... AİLE MAHKEMESİNE

DOSYA NUMARASI : …… Esas

CEVAP SUNAN
DAVALI :
……..

VEKİLİ : Av. Hasan Basri SARI
Feritpaşa Mh. Ulaşbaba Cd. Mustafa Kaya İş Merkezi No 24/301, Selçuklu/Konya
DAVACI : ………

VEKİLİ : ……

KONU : Cevap dilekçemizin sunulması ve iş bu davanın reddi taleplerimizden ibarettir.

AÇIKLAMALARIMIZ:

Yukarıda esas numarası belirtilen ve davacı tarafça kötüniyetle açılmış iş bu mesnetsiz davaya cevap verme zorunluluğumuz hasıl olmuştur. Şöyle ki;

Müvekkilin Taraf Sıfatı Olmadığına İlişkin İtirazımız:
Bilindiği üzere bir davada taraf olarak gösterilen kişiler, taraf ve dava ehliyetine ve davayı takip yetkisine sahip olsalar bile, taraflardan birinin o davada gerçekten davacı ve davalı sıfatı yoksa, davanın esası hakkında bir karar verilemez; dava, sıfat yokluğundan (husumetten) reddedilir.
Ziynet alacağı davası, genellikle diğer eş aleyhine açılır ve yalnızca belli şartlar dahilinde üçüncü bir kişiye karşı açılabilmektedir. Bunun için, Yargıtay tarafından üç şartın mutlak varlığı aranmaktadır. İlk olarak, kural itibariyle üçüncü kişinin karı-koca ile birlikte oturması aranmaktadır. İkinci olarak, üçüncü kişi dava konusu ziynet eşyaları hakkında muaraza (kavga) çıkarmalıdır. Son olarak, üçüncü kişinin sorumlu bulunduğu davacı tarafından ispatlanmalıdır.
Somut olayımızda iş bu şartların hiçbiri gerçekleşmemiştir. Şöyle ki;
Davacı ve davalı ……, evlendikten sonra müvekkilden ayrı yaşamaya başlamışlardır. İş bu konuda gerekli incelemenin yapılmasını sayın mahkemenizden talep ediyoruz. Müvekkil hiçbir zaman tarafların ziynet eşyalarına karışmamış, Yargıtay’ın aradığı ikinci şartın gerçekleşmesine sebebiyet verecek en ufak bir tutum sergilememiştir. Son olarak da davacı iş bu davada müvekkili hangi amaç ve nedenlerle sorumlu tuttuğunu ispat etme külfeti altındadır. İş bu nedenlerle davacının müvekkile yöneltebileceği bir husumet bulunmadığı aşikardır. Müvekkilin taraf sıfatı yokluğu nedeniyle iş bu haksız davanın esastan reddi gerekmektedir.

Esasa İlişkin Beyanlarımız:
Müvekkile yöneltilebilecek bir husumet bulunmamaktadır. ……, anlaşmalı boşanma şeklinde, ……. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin……. Esas sayılı dosyası ile boşanmışlardır. Davacı taraf dava dilekçesinde özetle ziynet eşyalarını almadığını, söz konusu eşyaların müvekkilde ve…….. olduğunu, dolayısıyla da iş bu eşyaların kendisine iadesini talep etmiştir. Davacı, önceden almış olduğu ziynet eşyalarını tekrar iş bu dava yoluyla talep ederek intikam ve kötüniyet saikleriyle hareket etmektedir. Zira kendi uhdesinde bulundurduğu bir eşyayı tekrar almaya çalışmanın başka bir tabiri bulunmamaktadır.

Davacı tarafın ileri sürmüş olduğu ziynet eşyalarının müvekkilde ve … tasarrufunda bulunduğu iddiaları asılsızdır ve gerçeği yansıtmamaktadır. Zira davacı evden ayrılırken tüm ziynet eşyalarını yanında götürmüştür. Ayrıca davacı tarafın ileri sürmüş olduğu iddialar hayatın olağan akışına da aykırıdır. Bu nedenle davacı taraf ileri sürmüş olduğu iddiaları ispat etmekle yükümlüdür. Ancak davacı taraf ileri sürmüş olduğu iddiaları somut delillerle ispat edememektedir.

Yargıtay’ın yerleşik içtihatları kapsamında bilindiği üzere “Evi Terk Eden Kadın Ziynet Eşyalarını Yanında Götürmediğini Bunların Zorla Elinden Alındığını ve Götürülmesine Engel Olunduğunu İspatlamakla Yükümlüdür.” Yargıtay’ın iş bu konuda vermiş olduğu birçok emsal kararından birinde(YARGITAY 6.HD 2011/11646 E. 2012/78 K.): “…Türk Medeni Kanunu’nun 6. maddesi hükmü uyarınca kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça taraflardan her biri hakkını dayandırdığı olguların varlığını kanıtlamakla yükümlüdür. Gerek doktrinde, gerek Yargıtay İçtihatlarında kabul edildiği üzere ispat yükü hayatın olağan akışına aykırı durumu iddia eden ya da savunmada bulunan kimseye düşer. Öte yandan ileri sürdüğü bir olaydan kendi yararına haklar çıkarmak isteyen kimse iddia ettiği olayı kanıtlaması gerekir. Davacı kadın dava konusu edilen ziynet eşyasının davalıda kaldığını ileri sürmüş, davalı koca ise onun tarafından götürüldüğünü savunmuştur. Hayat deneylerine göre olağan olanın bu çeşit eşyanın kadının üzerinde olması ya da evde saklanması, muhafaza edilmesidir. Başka bir anlatımla bunların davalı tarafın zilyetlik ve korumasına terk edilmesi olağan durumla bağdaşmaz.
Diğer taraftan ziynet eşyası rahatlıkla saklanabilen, taşınabilen, götürülebilen türden eşyalardandır. Bu nedenle evden ayrılmayı tasarlayan kadının bunları önceden götürmesi, gizlemesi her zaman mümkün olduğu gibi, evden ayrılırken üzerinde götürmesi de mümkündür. Bunun sonucu olarak normal koşullarda ziynet eşyalarının kadının üzerinde olduğunun kabulü gerekir.” denilmektedir. Dava konusu olayda da davacının ziynet eşyalarını evde bırakması hayatın olağan akışına aykırı düşmektedir.” şeklinde hüküm tesis ederek davacının iş bu davadaki hayatın olağan akışına aykırı tutumunu açıkça ortaya koymaktadır.

Aynı şekilde Yargıtay’a göre, ziynet alacağı davasında davacının ziynet eşyasının varlığını ispat etmesi yeterli değildir; ayrıca, bunların kendisinde bulunmadığını da ispat etmek zorundadır. Çünkü, kabul edildiği üzere, ispat yükü hayatın olağan akışına aykırı durumu ileri süren kimseye düşer. Üstelik, ileri sürdüğü bir olaydan kendi menfaatine sonuç elde etmek isteyen kimsenin bunu ispat etmesi gerekir (HMK. m. 190/I). Yargıtay’a göre, hayat tecrübesi gereğince böyle bir durumda olağan olan durum, ziynet eşyasının kadının üzerinde olması (beraberinde götürmesi) veya onun tarafından gizlenmesi ya da muhafaza edilmesidir. Yani, bunların davalı kocanın zilyetlik ve korumasına terk edilmesi hayatın olağan akışıyla bağdaşmaz. Ayrıca, ziynet eşyası, esas itibariyle kolaylıkla taşınabilir niteliktedir. Sonuç olarak, Yargıtay’a göre, normal şartlarda ziynet eşyasının kadının üzerinde olduğu kabul edilmektedir. Dolayısıyla, davacı, ziynet eşyasının varlığını ve evi terk ederken bunların zorla elinden alındığını; yani götürülmesine engel olunup evde kaldığını ispat yükü altındadır.

Davalı ziynet eşyalarını yanında götürdüğü halde söz konusu eşyaları yeniden isteyerek haksız menfaat elde etmeye çalışmaktadır. Bu nedenle kendisini haklı çıkarmak adına asılsız ve gerçek dışı iddialarda bulunmaktadır. Ancak söz konusu iddialar soyut kalmış ve davalı tarafından ispatlanamamıştır. Kaldı ki ziynet eşyaları taşınır ve götürülebilir eşya olduğundan ziynetlerin alındığı veya evde bırakıldığı yönünde iddialar davalı tarafından ispatlanmalıdır. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararı da bu yöndedir. “Ziynet eşyalarının, normal koşullarda ve hayatın olağan akışına göre kadın üzerinde bulunan, saklanabilen ve götürülebilir nitelikte eşyalar olduğunun kabulü gerekir. Bunun sonucu olarak davacı ziynetlerinin, davalı koca yedinde kaldığını ispat etmek durumundadır.” ( YARGITAY Hukuk Genel Kurulu , Esas: 2008 / 6824)

Müvekkil, iş bu davaya konu olan ziynet eşyalarına hiçbir zaman dokunmamış, tarafların aralarındaki sorunlara müdahil olmamıştır. Ancak davacı, ….. ve müvekkile karşı taşıdığı kötüniyetli saiklerle ve mahkemeyi aldatma kastıyla hareket ettiğini açıkça ortaya koymaktadır.

Yukarıda arz ve izah edilen sebeplerle, davacı tarafın ziynet eşyalarının iade edilmesi talebi haksızdır ve ileri sürmüş olduğu iddialar gerçeği yansıtmamaktadır. Bu nedenlerle iş bu haksız davanın esastan reddine karar verilmesi gerekmektedir.

HUKUKİ SEBEPLER : HMK, TMK ve ilgili mevzuat.

HUKUKİ DELİLLER : …. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin……. Esas sayılı boşanma dava dosyası, Nüfus Kayıtları, Banka Hesap ve Kayıtları, Soruşturma ve Dava Dosyaları, Bilirkişi İncelemesi, Yemin, İsticvap, Tanık, Keşif, Karşı delil hakkımız saklı kalmak kaydı ile yasal her türlü delil.

SONUÇ VE TALEP : Yukarıda açıklanan ve re’sen değerlendirilecek nedenlerle;

-Fazlaya ilişkin dava haklarımız saklı kalmak kaydıyla; davacının kötüniyetle açmış olduğu iş bu davanın ESASTAN REDDİNE,
-Tüm Yargılama Giderleri ile Vekâlet Ücretinin karşı tarafa yükletilmesine,
karar verilmesini vekâleten arz ve talep ederiz.(TARİH)

                                  DAVALI VEKİLİ
                                Av. Hasan Basri SARI