MURİS MUVAZAASI SEBEBİYLE AÇILAN TAPU İPTAL ve TESCİL DAVALARI

Muris Muvazaası açılacak tapu iptal tescil davaları ülkemiz en sık görülen dava türlerinden biridir. Genellikle muvazaalı yapılan işlemler neticesinde mirasçıların bir kısmı mirastan mahrum bırakılmak istenmektedir. Bu sebeple yapılan muvazaalı işlemlere karşı mağdurların açtığı davalara Muris Muvazaası Nedeniyle Tapu Tescil Davası denmektedir.

Muris Muvazaası tapulu bir taşınmazın tamamının veya bir bölümünün temliki halinde söz konusu olabilir. 01.04.1974 tarihli Yargıtay İçtihadı birleştirme kararında bağışlandığı halde satış gibi gösterilmesi muvazaa kabul edilmiştir. Muris Muvazaası nispi bir muvazaadır. Muris muvazaası miras bırakanın mirasçılarının tamamının yahut bir bölümünü miras haklarından mahrum bırakmak amacıyla yapılmaktadır. Yargıtayın yerleşik kararlarına göre miras bırakan bu işi bizzat yapabileceği gibi vekil aracılığı ile de yapabilir.

MURİS MUVAZAASINDA İSPAT YÜKÜ KİMDEDİR ?

Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 17.10.2019 tarihli 2016/8375 Esas 2019/5325 Karar sayılı kararında, “Bu durumda yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve 01.04.1974 tarih 1/2 Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere, Görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanununun 706, Türk Borçlar Kanununun 237 ve Tapu Kanununun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.” denilmiştir.

KURAL OLARAK MUVAZAA TANIK DAHİL HER TÜRLÜ DELİLLE İSPATLANABİLİR. MUVAZAANIN İSPATI KONUSUNDA EN ÖNEMLİ HUSUS YAPILAN DEVRİN DÜRÜSLÜK KURALINA(TMK m.2 ) UYGUN BİR ŞEKİLDE YAPILMASIDIR.

Uygulamada ekseriyetle mal kaçırmak isteyen mirasçılar ekseriyetle satış işlemi ile gerçek niyetlerini perdelemeye çalışmaktadır. Bu sebeple yapılan devirlerde rayiç bedel üzerinden, piyasa bedelinin çok altında bir bedelle devredilmesi, devir için haklı bir sebep olmaması ve birçok durum Yargıtay açısından muvazaa nedeni olarak kabul edilmektedir. Mirasçıların, mirasbırakanın yaptığı muvazaalı işlemlerin söz konusu olduğu durumlarda, bu işlemi iptal ettirmek için muvazaa iddialarını kanıtlayarak muvazaa nedenine dayanan bir dava açmaları gerekmektedir. Muris muvazaası şartlarının gerçekleşmesi için şu üç koşulun bir arada bulunması gerekmektedir; tarafların gerçek amaçları ile yaptıkları işlemler arasında bilerek ve isteyerek yapılan bir uyumsuzluk olmalı; üçüncü kişileri aldatma amacı olmalı, tarafların muvazaalı işlem yapma konusunda aralarında anlaşmaları gerekmektedir (Prof.Dr. Mustafa DURAL – Prof.Dr.Turgut ÖZ, Türk Özel Hukuku Cilt IV – Miras Hukuku, İstanbul 2019, s.262)

MURİS MUVAZAASI SEBEBİYLE AÇILACAK DAVADA ZAMANAŞIMI ?

Muris Muvazaası sebebiyle açılacak davalar’da herhangi bir hak düşürücü süre ve zamanaşımı öngörülmemiştir.

MURİS MUVAZAASI SEBEBİYLE AÇILACAK DAVALARDA GÖREVLİ VE YETKİLİ MAHKEME ?

Muris Muvazaası davalarında görevli mahkemeler asliye hukuk mahkemeleridir. Yetkili mahkemeler ise HMK 12. Madde gereğince taşınmazın bulunduğu yer mahkemesidir.

Muris Muvazaası sebebiyle açılacak davalar açısından dikkat edilmesi ve ön kontrol yapılması gereken hususlar mevcuttur. Öncelikli olarak Muris Muvazaası davaları ekseriyetle Yargıtay kararları esas alınarak açılması gereken davalardır.

MURİS MUVAZAASI NEDENİYLE TAPU İPTALİ VE TESCİL DAVASINDA DAVALI VE DAVACI KİMDİR?

Muris muvazaası nedeniyle tapu iptali ve tescil davalarını saklı pay hakkı sahibi olsun veya olmasın tüm mirasçılar açabilmektedir. Dolayısıyla tenkis davasının aksine, saklı pay hakkı sahibi olmayan yasal mirasçıların da bu davayı açıp miras payları oranında kendi adlarına tescil sağlamaları mümkündür.

Bu davada davacı ise, muvazaalı satış işlemi ile dava konusu edilen taşınmaz kendisine devredilmiş olan kişidir.

MUVAZAALI SAYILMAYAN TEMLİKLER

*Gerçek bedeli alınmak suretiyle yapılan satışlar muvazaa sayılmaz. Taşınmazın gerçek bedeli alınmak suretiyle yapılan satışlarda mirasçılardan mal kaçırmadan söz edilemez. Yargıtay 1.HD 2013-1547-11367 10.07.2013 ” Mirasbırakan Mehmet’in 36 parsel sayılı taşınmazdaki 1/2 payını 04.09.1965 tarihinde davalı oğlu Muslu’ya satış yoluyla temlikinin ise mirasmirasçıdan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olmadığı, işlemin bedelli gerçek satış olduğu belirlenerek, davalı Muslu yönünden 01.04.1974 tarih 1/2 sayılı İBK uygulama yere bulunmadığı gözetilerek hakkındaki davanın reddine karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik yoktur.” Şeklinde hüküm kurmuştur.

*Bir taşınmazın devrinin belirli bir semen karşılığında yapılması halinde muvazaa olmaz.
YARGITAY 2012/1099 E 2012/4051 K. 05.04.2012 ;“Bilindiği üzere; uygulamada ve öğretide “muris muvazaası” olarak tanımlanan muvazaa,niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türü dür. Söz konusu Muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve l-4-1974 tarih 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Medeni Kanunun 706, Borçlar Kanunun 213 ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tesbitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.

Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmeside büyük önem taşımaktadır. Bunun içinde ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Somut olaya gelince; murisin bekar olduğu, davalılar E.B. ve N.ın anne ve babası ile birlikte aynı binada altlı üstlü oturduğu, dosya arasına sunulan rapor içeriklerine göre kanser hastası olduğu, ölümüne kadar murisle davalılar E.B. ve N..ile onun anne ve babasının ilgilendikleri anlaşılmaktadır. Esasen aynı apartmanda oturan ve tanık olarak dinlenen T. C.. ile İ.A.ile tarafların akrabaları olan Ş.D.09.12.2010 tarihli celsede davalıların savunmalarını teyit eder nitelikte beyanda bulundukları dosya kapsamı ile sabittir.

HEMEN BELİRTİLMELİDİR Kİ, SATIŞA KONU EDİLEN BİR MALIN DEVRİNİN BELİRLİ BİR SEMEN KARŞILIĞINDA OLACAĞI KUŞKUSUZDUR. SEMENİN BİR BAŞKA İFADE İLE MALIN BEDELİNİN İSE MUTLAKA PARA OLMASI ŞART OLMAYIP BELİRLİ BİR HİZMET VEYA BİR EMEKTE OLABİLECEĞİ KABUL EDİLMELİDİR. Esasen yukarıda da değinildiği üzere muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı olarak açılan davaların hukuki dayanağını teşkil eden 01.04.1974 tarih ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında miras bırakanın gerçek iradesinin mirasçıdan mal kaçırma olması halinde uygulanabilirliğinin kabulü gerekir. Bir başka ifade ile murisin iradesi önem taşır. O halde, yukarıda değinilen somut olgular açıklanan ilkeler çerçevesinde değerlendirildiğinde miras bırakanın yapmış olduğu temlikle ilgili olarak gerçek amaç ve iradesinin mirastan mal kaçırmak olmadığı ve bu amaçla temlikin gerçekleştirilmediği kabul edilmelidir.

Hal böyle olunca; davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere kabulü yönünde hüküm kurulmuş olması doğru olmadığı gibi, kabule göre de, dosya arasına sunulan murise ait farklı veraset ilamları arasında mirasçılar yönünden çelişki bulunduğu halde bu çelişki giderilmeden karar verilmesi de isabetsizdir.

YARGITAYA GÖRE MURİS MUVAZAASI SAYILAN HALLER

Mirasbırakan söz konusu işlemi üçüncü bir kişiyle veyahut kendi mirasçısı ile danışıklı olarak yapabilir. Şayet Mirasbırakanın bu işlemi yapmasındaki amaç, diğer mirasçıların miras hakkını zedelemek ise; bu irade söz konusu işlem ve unsurları ile birlikte duraksamaya yer vermeyecek şekilde ortaya konulmalıdır. Çünkü bilindiği üzere; TMK md. 6 ve HMK md. 190/1 gereğince öne sürülen muvazaa iddiasının kendi lehine netice bekleyen tarafça somut delillerle ispatlanabilmesi gerekmektedir. Ancak muvazaa, niteliği gereği her zaman, tamamen somut deliller üzerinden ispata elverişli olmayabilir.

Bu gibi durumlarda;
-ülkemizin örf ve adetleri,
-toplumsal eğilimleri ve bakış açıları,
-hayatın olağan akışı,
-mirasbırakanın işlemi gerçekleştirmekte haklı ve makul bir sebebinin bulunup bulunmadığı,
-davalının alım gücü olup olmadığı,
-muvazaa işlemini gerçekleştiren taraflar arasındaki, işlem tarihindeki para akışı,
-satış bedeli ile işlem tarihindeki gerçek piyasa değeri arasındaki fark,
-satış bedelinin aslında oldukça sembolik olarak gösterilmesi,
-taraflar ile mirasbırakan arasındaki beşeri ilişkiler, mirasbırakanın söz konusu işlemi bilinçli yaptığını gösterecek olay veya durumlar,
-şayet muvazaa konusu işlem ölünceye kadar bakma sözleşmesi ise, miras bırakanın söz konusu sözleşme doğrultusunda gerçekten bakıma ihtiyacının olup olmadığı, veyahut miras bırakan tarafından ölmeden çok kısa bir süre önce ölünceye kadar bakma sözleşmesi yapılması,
gibi olgulardan yararlanılmasında fayda olacaktır.

EMSAL YARGITAY KARARLARI

Yargıtay 1.Hukuk Dairesi, 2015/12513 E. sayılı kararı:
“Muris muvazaası, görünürde gerçekleşen işlem ve gizli işlem olmak üzere iki işlemden oluşur, bunlardan görünürdeki işlem tarafların gerçek iradesine uymadığından geçersizdir, gizli işlem ise Medeni Kanun m. 706 vd. Borçlar Kanunu m. 237 ve Tapulama Kanunu m. 26’da belirtilen şekil yoksunluğundan dolayı geçersizdir.”

Yargıtay 1.Hukuk Dairesi, 2014/14001 E sayılı kararı;
“Muris muvazaası davasının temel amacı, miras bırakanın mirasçılardan mal kaçırma amacının olup olmadığının tespit edilmesidir. Tespitin sağlıklı yapılabilmesi için mevcut verilerin ve eldeki olguların çok iyi değerlendirilmesi gerekir. Ülke ve yörenin gelenekleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta makul bir nedeninin olup olmadığı, davalı yanın alış gücü, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki inani ilişki gibi olgular dikkate alınarak değerlendirme yapılmalıdır. Somut olayda davalıya yapılan temlikte, akitte gösterilen bedel ile gerçek bedel arasında her ne kadar fahiş bir fark var ise de bu husus tek başına muvazaanın kanıtı olamaz. Davalının miras bırakanın bakımını yapması bir minnet duygusu oluşturur, miras bırakanın bakımını yapan oğluna duyduğu minnet gereği adına kayıtlı tapuyu oğluna devretmesi gayet normaldir. Diğer mirasçıların muvazaa nedeniyle açmış olduğu tapu iptal ve tescil davasının reddedilmesi gerekir.”

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E:2012/580, K:2012/2568, T:08.03.2012 sayılı kararı;
“Öte yandan, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı olarak tapu iptal ve tescil istenebileceği gibi, tazminat istenebileceğinde de kuşku yoktur. Davacılar, somut olayda tazminat isteğini tercih etmişlerdir. Öyleyse mahkemece yapılacak iş, miras bırakanın davalı Vehbi’ye yapmış olduğu temlikin mirastan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olup olmadığının araştırılması, bir başka ifadeyle miras bırakanın 01.04.1974 tarih ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı çerçevesinde iradesinin tartışmaya yer bırakmayacak şekilde açıklığa kavuşturulması ve muvazaa ile illetli olduğunun anlaşılması halinde zamanaşımı hükümlerine tabi olmayacağı da gözetilmek suretiyle bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere karar verilmiş olması doğru değildir.”

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 14.04.1976 tarihli, 1976/3027 E ve 1976/3280 K sayılı kararı;
“mal varlığının tümünü davalıya verdiği gözetildiği takdirde ölünceye kadar bakıp gözetme sözleşmesinin saklı payı zedeleme amacına yönelik olduğunun kabulü gerekir. Buna rağmen kasıt bulunmadığından söz edilerek davanın reddedilmesi yanlıştır. Yapılacak iş, tenkis hükümleri çerçevesinde araştırma ve inceleme yapılıp hüküm verilmesinden ibarettir.”

Yargıtay 1.Hukuk Dairesi, 2014/3526 e. sayılı kararı:
“Taşınır malların mülkiyetinin devri Borçlar Kanunu’nda düzenlenmiş ve kanunda taşınırların elden bağışlanması şekle bağlı kılınmamıştır. Dolayısıyla bağışlayan kişinin taşınır malı bağışlanan kişiye teslim etmesiyle taşınırın mülkiyet alıcıya geçer. Taşınır mallarda, görünürdeki işlem geçersiz olsa bile, gizli yani gerçek işlem şekil şartına bağlı olmadığından geçerlidir. Somut olayda miras bırakan ile davalı arasındaki gizli sözleşme taşınır (otomobil) malın bağışlanmasına ilişkindir. Bu gibi sözleşmeler şekil şartına bağlı olmadığından mal elden bağışlandığında mülkiyet alıcıya geçer. Dolayısıyla bu tür sözleşmeler, 6098 Sayılı BK 19. maddesi ve muris muvazaasının en temel içtihadı olan 1/4/1974 tarihli İBK kapsamında değildir.”

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi’nin E: 2008/9362, K: 2009/187, T: 13.1.2009 sayılı kararı;
“taşınmazların parasının miras bırakan tarafından kayıt maliklerine ödenerek, sicil kayıtlarının davalıya intikalinin sağlandığı saptanmış olup, doğrudan miras bırakanca davalıya yapılan bir temlikin bulunmadığı gözetilerek olayda 01.04.1974 tarih 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı’nın uygulama yeri olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır. Gerçekten de, değinilen somut olgu bakımından anılan İçtihadı Birleştirme Kararı’nın olayda uygulama yeri bulunmamaktadır. O halde, gerçekleştirilen işlemin de muris muvazaasından kaynaklandığı söylenemez. Oysa, anılan işlem, gizli bağış niteliğinde olup, koşulların gerçekleşmesi halinde tenkis hükümlerinin uygulanacağı kuşkusuzdur. Davadaki diğer istek yanında tenkis talebinde de bulunulduğu halde, mahkemece bu husus göz ardı edilerek neticeye gidilmiş olmasının doğru olduğu söylenemez.”

UYGULAMADA EKSERİYETLE SATIŞ YAHUT BAĞIŞ GÖSTERİLEREK YAPILAN MUVAZAALI İŞLEMLER MİRASÇILARDAN BİR KISMININ MİRASTAN MAHRUM BIRAKMAK AMAÇLI OLARAK PERDELEME İŞLEMLERLE DEVİR YOLUYLA GERÇEKLEŞTİRİLMEKTEDİR. BU İŞLEMLERE KARŞI MAĞDUR DURUMA DÜŞEN MİRASÇILARIN DAVA AÇMA HAKKI MEVCUTTUR..

MURİS MUVAZAASI NEDENİNE DAYALI İPTAL VE TAZMİNAT DAVALARINIZ HAKKINDA DAHA DETAYLI BİLGİ ALMAK İÇİN OFİSİMİZLE İLETİŞİME GEÇEBİLİRSİNİZ.