İŞKENCE ( TCK m. 94-95 )

NEDİR ? İşkence, bir kamu görevlisi tarafından sistematik ve belli bir sürece yayılan fiillerle herhangi bir kimseye karşı insan onuruyla bağdaşmayan ve bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine, aşağılanmasına yol açacak hareketlerin sergilenmesidir. Türk Hukukunda işkence, “her hangi bir maksatla birisine cismen eza verici harekette bulunmak veya maznunlara suçlarını itiraf ettirmek için canlarını yakıcı muameleler yapmak, onlara eza ve cefa etmek” olarak tanımlanmıştır. İşkence suçunu , eziyet suçundan ayıran en temel unsur işkence suçunun ancak kamu görevlileri tarafından işlenebilmesidir. Zira eziyet suçu herhangi bir kimse tarafından işlenebilmektedir.

Madde-94
(1) Bir kişiye karşı insan onuruyla bağdaşmayan ve bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine, aşağılanmasına yol açacak davranışları gerçekleştiren kamu görevlisi hakkında üç yıldan oniki yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Suçun kadına karşı işlenmesi hâlinde cezanın alt sınırı beş yıldan az olamaz.
(2) Suçun;
a) Çocuğa, beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye ya da gebe kadına karşı,
b) Avukata veya diğer kamu görevlisine karşı görevi dolayısıyla, İşlenmesi halinde, sekiz yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(3) Fiilin cinsel yönden taciz şeklinde gerçekleşmesi halinde, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(4) Bu suçun işlenişine iştirak eden diğer kişiler de kamu görevlisi gibi cezalandırılır.
(5) Bu suçun ihmali davranışla işlenmesi halinde, verilecek cezada bu nedenle indirim yapılmaz.
(6) Bu suçtan dolayı zamanaşımı işlemez.

Madde-95 NETİCESİ SEBEBİYLE AĞIRLAŞMIŞ İŞKENCE
(1) İşkence fiilleri, mağdurun;
a) Duyularından veya organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflamasına,
b) Konuşmasında sürekli zorluğa,
c) Yüzünde sabit ize,
d) Yaşamını tehlikeye sokan bir duruma,
e) Gebe bir kadına karşı işlenip de çocuğunun vaktinden önce doğmasına,
Neden olmuşsa, yukarıdaki maddeye göre belirlenen ceza, yarı oranında artırılır.
(2) İşkence fiilleri, mağdurun;
a) İyileşmesi olanağı bulunmayan bir hastalığa veya bitkisel hayata girmesine,
b) Duyularından veya organlarından birinin işlevinin yitirilmesine,
c) Konuşma ya da çocuk yapma yeteneklerinin kaybolmasına,
d) Yüzünün sürekli değişikliğine,
e) Gebe bir kadına karşı işlenip de çocuğunun düşmesine,
Neden olmuşsa, yukarıdaki maddeye göre belirlenen ceza, bir kat artırılır.
(3) İşkence fiillerinin vücutta kemik kırılmasına neden olması halinde, kırığın hayat
fonksiyonlarındaki etkisine göre sekiz yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(4) İşkence sonucunda ölüm meydana gelmişse, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına
hükmolunur.

İŞKENCENİN UNSURLARI

1-Failin resmi sıfata sahip bir kimse olması veya bu sıfata sahip kişinin üçüncü bir kişiyi kullanması, yani kuvvet güç ilişkisinin bulunması,
2-Yapılan hareketlerin kuvvetli bedensel veya ruhsal acı veya ıstıraba yol açması,
3-İşkence görenin geçici veya sürekli olarak üçüncü kişinin kontrolü altında bulunması,
4-Acı ve ıstırap veren bu hareketlerin belirli bir amaca yönelik olması ve kasıtlı yapılmasıdır.

İşkence Suçunun Oluşması İçin ;
(1) Fiilin Belirli Bir Ağırlık Düzeyine Ulaşması
(2) Fiilin Sistematik Olması ve Süreklilik Arz Etmesidir. İşkence teşkil eden fiiller, aslında
kasten yaralama, hakaret, tehdit, cinsel taciz niteliği taşıyan fiillerdir. Ancak bu fiiller ani olarak değil, sistematik bir şekilde ve belli bir süreç içinde işlenmektedirler. Bir süreç içinde süreklilik arzeder bir tarzda işlenen işkencenin en önemli özelliği, kişinin psikolojisi, ruh sağlığı, algılama ve irade yeteneği üzerindeki tahrip edici etkilerinin olmasıdır.

İŞKENCENİN İCRAİ-İHMALİ DAVRANIŞLA İŞLENMESİ
İşkence suçu, icrai hareketle işlenebildiği gibi ihmali hareketle işlenmesi de söz konusu olabilmektedir. İhmali suçun faili ,Belli bir icrai davranışta bulunma doğrultusundaki yükümlülük altında bulunan kişidir. İşkence suçu çoğu zaman amir mevkiindeki kamu görevlilerinin zımni muvafakatiyle gerçekleştirilmektedir. Başka bir deyişle, amir konumundaki kamu görevlisi, kendi gözetim yükümlülüğü altında yürütülmekte olan bir soruşturma işlemi sırasında kişilere işkence yapıldığını öngörmesine
rağmen bu konuda gerekli müdahalede bulunmamak suretiyle işkence yapılmasına zımnen rıza göstermiş olabilir. Maddenin beşinci fıkrasına göre, bu gibi durumlarda, amir konumundaki kamu görevlisi, ihmali davranışla işkence suçunu işlemiş kabul edilir ve bu nedenle cezasında indirim yapılmaksızın sorumlu tutulur. Mağdura yiyecek içecek verilmemesi, tuvalet ihtiyacını gidermesine izin verilmemesi, mevcut bir hastalığı olan bireye tedavi için izin verilmemesi, ihmali harekete örnek gösterilebilir

İŞKENCE SUÇUNUN NİTELİKLİ HALLERİ
(1) Suçun Çocuğa, Beden veya Ruh Bakımından Kendini Savunamayacak Durumda Bulunan Kişiye Karşı ya da Gebe Kadına Karşı İşlenmesi
(2) Suçun Avukata veya Diğer Kamu Görevlisine Karşı İşlenmesi
(3) Fiilin Cinsel Yönden Taciz Şeklinde Gerçekleşmesi

İŞKENCE SUÇUNUN NETİCESİ SEBEBİYLE AĞIRLAŞMIŞ HALLERİ
İşkence fiilleri, mağdurun;
a) Duyularından veya organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflamasına,
b) Konuşmasında sürekli zorluğa,
c) Yüzünde sabit ize,
d) Yaşamını tehlikeye sokan bir duruma,
e) Gebe bir kadına karşı işlenip de çocuğunun vaktinden önce doğmasına,
f) İyileşmesi olanağı bulunmayan bir hastalığa veya bitkisel hayata girmesine,
g) Duyularından veya organlarından birinin işlevinin yitirilmesine,
h) Konuşma ya da çocuk yapma yeteneklerinin kaybolmasına,
ı) Yüzünün sürekli değişikliğine,
i) Gebe bir kadına karşı işlenip de çocuğunun düşmesine,
j) İşkence fiillerinin vücutta kemik kırılmasına,
k) İşkence sonucunda ölümün meydana gelmesine, neden olması durumlarında verilecek ceza da arttırıma gidilir.

FİİL
Bir kamu görevlisi tarafından ya da iştirak eden diğer kişi tarafından bir kişiye karşı;
itip kakma, tekmeleme, tokat atma, yaralama, yüzüne tükürme, saçlarından çekme, üzerini kirletme, gözlerini bağlama, sakatlama, ağzını tıkama, elbiselerinden tutarak yaka paça çekme, sigara ile yakma, dövmek, dişlerinin ve tırnaklarının sökülmesi yakılması, dayak atmak, hayalarını sıkmak, çırılçıplak bırakıp şarkı söyletmek, parmakları kırma, kutsal varlıklara ve manevi değerlere küfür ettirme, kırbaçlama, giysileri soymak, yere yatırıp vücuduna buz sürmek ve havasız bırakmak maksadıyla
başına naylon torba geçirmek kırılmış cam parçalarının olduğu mekanda zorla yürütme, anüse cop yerleştirme, lağım suyunda tutulma, saç sakal bıyık yolma, üzerine işeme, gibi olaylar sistematik bir uygulama halini almışsa bedensel veya ruhsal acı çektiren hareketler olarak değerlendirilecektir. Bununla birlikte Fiziki veya manevi ağır acı veya ıstırap veren işkence, zalimane, gayriinsani ve aşağılayıcı muamele, algılama ve irade yeteneğini etkileyen insan onuruna aykırı her türlü müdahale işkence suçuna vücut verir.

FAİL
İşkence suçu, özgü suçlar kapsamında sayılmıştır. Bu suçun faili ancak kamu görevlileri ve kamu görevlilerine iştirak eden kimselerdir. Ancak işlenen fiil kamu görevlisinin görevi ile bağlantılı olmalı ve fiil kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılarak işlenmiş olmalıdır. Aksi halde görev ile bağlantılı değilse işlenen fiil, eziyet suçunu oluşturur.

MAĞDUR
Her gerçek kişi, işkence suçunun mağduru olabilmektedir. Ancak 94. Maddenin 2. Fıkrasına göre bu suçun, çocuğa, beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye ya da gebe kadına karşı, avukata veya diğer kamu görevlisine karşı görevi dolayısıyla işlenmesi hali nitelikli hal olarak kabul edilir ve verilecek ceza arttırılır.

ŞİKAYET
İşkence suçu şikayete tabi suçlardan değildir. Dolayısıyla bu suç kapsamında re’sen soruşturma ve kovuşturma usulleri uygulanır.

KUSURLULUK
İşkence suçu ancak kasten işlenebilen suçlardandır. Taksirle işlenmesi kanunda düzenlenmemiştir.

HUKUKA AYKIRILIK
Kişinin rızası doğrultusunda olsa dahi herhangi bir kimseye işkence yapılması kabul edilemez. Aynı şekilde kamu görevlileri, suçlulardan bilgi almak adına herhangi bir işkence hareketi gerçekleştiremezler. Hiçbir istisnai durum, ne savaş hali, ne de savaş tehdidi, iç siyasi istikrarsızlık veya herhangi bir olağanüstü hal işkencenin uygulanması için gerekçe olarak gösterilemez. Bir üst görevlinin veya resmi merciin emri işkencenin haklılığına gerekçe kabul edilemez.

İŞKENCE İLE YASAK İFADE ALINMASI
1. Kötü Davranma
2. İşkence
3. İlaç Verme
4. Yorma
5. Aldatma
6. Cebir veya Tehditte Bulunma
7. Bazı Araçları Kullanma
8. Kanuna Aykırı Vaat, durumları neticesinde alınan ifade ve sorgular hiçbir surette delil olarak kullanılamazlar. Yasak usullerle elde edilen ifadeler rıza ile verilmiş olsa da delil olarak değerlendirilemezler.

ZAMANAŞIMI
Bu suçtan dolayı zamanaşımı işlemez. İşkence suçu ne zaman işlenmiş olursa olsun cezalandırılabilmesi mümkündür.

 

EMSAL YARGITAY KARARLARI

Yargıtay CGK bir kararında:
“İşkence ve fena muamele, ulusal hukukta olduğu gibi uluslararası sözleşmelerde de yasaklanmıştır. İşkence sonucu hukuka aykırı elde edilen kanıtlar geçersizdir. Yaptıkları soruşturmada, sanık olarak gözaltına alınan mağdurlara ‘bilgi ve itiraf’ elde etmek için ‘erkeklerin makatlarından cop sokmak, kızlara cinsel tacizde bulunmak, göğüslerini elleyip sıkmak, aç bırakmak, hakaret ve tehdit etmek’ vs. gibi süreklilik gösteren ıstırap verici, bezdirici, fiziki ve tinsel ağır acı veren, insanın kişiliğini incitici, haysiyet kırıcı hakarette bulunan Manisa Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesinde görevli sanıkların suçunu söyletmek için işkence etme suçları oluşmuştur.”

 

Yargıtay 1.CD., 13.01.1970 tarihli, E.
1969/1730, K.1970/118 sayılı kararında benzer bir olayı, belediye başkanı ile zabıta amirinin belediyeye ait bir şeyi çaldığından şüphe ettikleri kişiyi suçu söyletmek için bir odaya kapatıp dövmesini, koltuk altlarına kızgın yumurta koymalarını işkence
saymış, fakat karşı oy yazısında suçun failinin ancak memur olabileceği belirtilmiş, belediye başkanı, zabıta amiri ya da memurunun sanığı sorguya çekmeye yetkili olmadığından bahsedilmiştir.

Yargıtay CGK, E.2014/269, K.2017/108

“…Özetlenen bu oluş içerisinde, polis memurları sanıklar… ve ….’in maktul… ile katılanlar…. ve….’e, sanık …’in katılan ….’a, sanıklar …. …, …. …., ….. ….ve …’nun maktul…’e yönelik olan ve görevlibulundukları sahalar içerisinde sistematik bir şekilde ve belli bir süreç içerisinde süreklilik arz ederşekilde gerçekleştirdikleri eylemlerinin işkence suçunu oluşturduğu, sanık …’in ise tutukluları
muayene etmeden rapor düzenlemek suretiyle resmi belgede sahtecilik suçunu işlediğianlaşılmakla…”

Yargıtay CGK 2.11.1999 tarih E.1999/4-183, K. 1999/250

“Şikayetçinin oğluna istediği kızı, sanık M. de oğluna istemiş ve bu nedenle aralarında bir kırgınlık doğmuştur. Olay günü şikayetçi, köyün dışında atından düşen ve oğluna istediği kızın babası olan A.`ya yardım etmeye giderken aralarında husumet bulunan sanıklar önüne çıkmışlardır. Sanık O. katılanın arkasına geçerek kollarından sıkıca tutmuş, sanık M. ise taşla gözüne vurmuştur. Yere düşünce sanıklardan O. taşla kafasına ve kalçasına vurmuş, M.`nin yeniden taşla vurmak istemesi
üzerine “adam öldü, taş atma” demiş ve birlikte olay yerinden kaçmışlardır. Adli Tıp Kurumu 2.İhtisas Kurulu ve Genel Kurulun raporlarında, katılanın sol gözündeki görme kaybının uzuv tatili niteliğinde olduğu belirtilmiştir.
Açıklanan olayda Özel Daire ile Yargıtay C. Başsavcılığı arasındaki uyuşmazlık;
1 – Katılanın gözündeki arızanın uzuv tatili niteliğinde olup olmadığı, …ilişkindir.
1 – Uzuv ( organ ), vücutta belli bir görevi yapan veya hareketi sağlayan kısımdır. Uzuv tatili, yapılan
travma sonucu bir uzvun görevini yapamaz hale gelmesidir. Uzvun bütünü veya fonksiyonu tüm
olarak ortadan kalkmakta veya ileri derecede azalmaktadır. O uzvun kullanılmasından yoksun
kalınmakta ve genel beden gücünde eksilme olmaktadır.
Adli Tıp uygulamasında uzuvlar, iç organ olabildiği gibi beş duyu denilen görme, işitme, tatma,
hissetme ve koklama organları da olabilir. Ceza Yasasının 456. maddesinde her iki el veya her iki
ayağın fizyolojik çalışmalarındaki benzerliğe rağmen ayrı ayrı iş görme yeteneğinde olduğu, bu
nedenle her birinin müstakil bir uzuv bulunduğu kabul edilmiştir. Bunun gibi vücutta çift olarak
bulunan organlardan tek göz, tek böbrek, tek kulak gibi uzuvların da müstakil birer organ oldukları,
adli ve tıbbi uygulamalarda belirtilmiştir.
Bir gözün görme yeteneğinin ziyaa uğraması, o gözün fizyolojik fonksiyonunu yapamaz hale
gelmesidir. İki gözün birlikte görme görevini yerine getirmesi, gözlerin teker teker uzuv sayılmasına
engel değildir. Gözlerden her biri anatomik yönden uzuv olup başlı başına görme fonksiyonu
bulunmaktadır. Bu itibarla; gözlerden birinin fonksiyonu tamamen kaybetmesi uzuv tatili, fizyolojik
görevlerinin devamlı zaafa uğraması ise uzuv zaafı niteliğindedir. Adli Tıp Kurumu Genel Kurulu ile
Ceza Genel Kurulunun süreklilik gösteren yerleşik kararları da bu doğrultudadır.
Somut olayda sanık O.`nun tutması, sanık M.`nin de taşla vurması sonucu katılanın sol göz
görmesinin, tashihsiz 0.5 metreden, tashihli olarak da 2 metreden parmak sayma derecesine düştüğü,
arızasının uzuv tatili niteliğinde olup tedaviyle düzelmesinin olanaklı olmadığı anlaşıldığından,
mevcut durumun uzuv zaafı niteliğinde olduğuna ilişkin itirazın reddine karar verilmelidir.”

Yargıtay 8.CD., 06.03.2014 tarih, E.2013/7707, K.2014/5504
Müşteki M’nin tanık G ile birlikte …istikametinden …caddesine yürürken, “Sanığın ‘Sen gel
bakim buraya’ diyerek seslenip çağırması üzerine müştekinin üslubun düzgün olmadığı şeklinde
uyarması sonrasında, sanığın şikayetçinin yakasını tutarak tekme attığı, daha sonra diğer sanıkların
gelerek ellerindeki coplar ile müştekiye vurdukları ve akabinde şahsın ellerini kelepçeleyerek araç
içerisine alıp yaklaşık 20-25 dakika dolaştırdıkları, bu arada her üç sanığın da şikayetçiyi araç
içerisinde darp etmek suretiyle yaralamaları ve hakaret etmeleri eylemlerinin bir bütün halinde işkence
suçunu oluşturduğu …”

Yargıtay 8.CD, 27.02.2013 tarih, E.2012/31460, K.2013/6705

“Oluşa, iddia, adli raporlar, mağdur ve tanık beyanları ile tüm dosya kapsamına göre, olay
tarihinde 4. Zırhlı Tugay Komutanlığı Disiplin cezaevinde gardiyan olan sanığın, oda hapsi cezası
verilen katılan İ. F.’nin elbiselerini çıkartarak çırılçıplak vaziyette şınav çektirdiği, üzerine oturduğu,
hortumla ıslattığı, özellikle kafasını masaya vurmak suretiyle dövdüğü, böylece sistematik olarak
gerçekleşen ve insan onuruyla bağdaşmayacak eylemlerin suç tarihinde yürürlükte bulunan 765 sayılı
TCK’nın 243. ( suç tarihinden sonra yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK’nın 94.) maddesinde tanımlanan
işkence suçunu…”

Yargıtay 8. CD., 13.12.2012 tarih, E.2012/29994, K.2012/38227
“Somut olayda; sanığın olay tarihinde Hava Kuvvetleri Askeri Mahkemesinde askeri savcı olarak
görev yaptığı ve Kayseri ilinde meydana gelen bir olaya ilişkin olarak mahallinde yürüttüğü
soruşturmada 04.03.2009 tarihinden önce katılan A.’yi daha sonra 07.03.2009 tarihinde diğer
katılanları gözaltına aldırdığı, katılanların önce K… ardından M… İlçe Jandarma Komutanlığı
nezarethanelerinde ayrı ayrı tutuldukları, sanık ve kimliği belirlenemeyen kişilerce sorgulandıkları,
sanğın katılanları isteği doğrultusunda ifade vermeye zorladığı, bunu temin etmek için çeşitli vaatlerde
bulunduğu, istediği ifadeyi vermemeleri halinde ise meslekten attıracağını söylediği, katılanların
istediği yönde ifade vermemesi üzerine bunu sağlamak amacıyla kendi beyanına göre hipnoz ve zihin
kontrolü konusunda çalışmaları olan emekli sanık G.’u tüm yol ve konaklama masrafları Hava
Kuvvetleri Komutanlığı’nca karşılanmak üzere İzmir’den çağırdığı, Kayseri’ye gelen sanık G.’un
katılanların sorgulanmasına ilişkin hiç bir resmi görevi olmamasına rağmen geceleri sabaha kadar
süren zaman dilimi içinde yakın mesafeden gözlerine bakmalarını isteyerek katılanlara sorular
sorduğu, ayakta tutarak ve uyutmayarak iradelerini zayıflatmak suretiyle kendilerine atılı suçu ikrara
zorladığı, katılanların 11.03.2009 tarihine kadar gözaltında, bu tarihten sonra da 17.03.2009 tarihine
kadar oda hapsinde tutuldukları, 17.03.2009 tarihinde ilk kez Hava Kuvvetleri Askeri Mahkemesinin
huzuruna çıkarıldıkları, katılanların gözaltında kaldıkları süre içerisinde geceleri sanık G.,
gündüzleyin de sanık ve kimliği belirlenemeyen kişiler tarafından sorgulandıkları, geceleri
uyumalarına izin verilmediği, uzun süre uykusuz bırakıldıkları, uyuduklarında ise kısa sürede tekrar
uyandırıldıkları, düzenli yemek verilmeyerek aç bırakıldıkları, kendilerine ve ailelerine yönelik tehdit
ve hakaret sözlerine maruz bırakıldıkları, asgari koşullara sahip olmayan tuvaleti taşmış pis kokulu
nezarethanelerde tutuldukları, hipnoz yöntemiyle iradelerinin etki altına alınmaya çalışıldığı, CMK’nın
91 vd. benzer düzenleme içeren 353 sayılı Yasanın 80. maddesine aykırı olarak gözaltı sürelerinin
uzatılmasına ilişkin kararların katılanlara tebliğ edilmediği ve gözaltına alındıkları hususunun
yakınlarına bildirilmediği, sanık A. Z. tarafından şikayetçilere müdafi olarak Ankara’dan iki avukat
çağırıldığı, böylece katılanların insan onuruyla bağdaşmayan bedensel ve özellikle ruhsal yönden acı
çekmesine, algılama ve irade yeteneğinin etkilenmesine, aşağılanmasına yol açan davranışlara maruz
kaldıkları, bunun sonucunda katılan A. hakkında Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulunun verdiği
raporda atipik psikotik reaksiyon tablosunun geliştiği, müdahil İ. ve O.’a ilişkin de korku duyma,
uykudan uyanma, kâbus görme, geleceğinin kalmadığını düşünme gibi ruhsal etkilenme bulgularının
belirlenmesi ile ruhsal travmanın oluştuğunun tespit edildiği anlaşıldığından kamu görevlisi sanık ile
diğer sanık G.’nin 5237 sayılı TCY.nin 94/1-4 maddesi kapsamında işkence suçunu birlikte
işlediklerinin kabulü gerekmiştir.”

     Av. Hasan Basri SARI

HUKUK & DANIŞMANLIK BÜROSU