ÖLÜMLÜ TRAFİK KAZALARI
TRAFİK KAZASI NEDİR ?
Trafik kazası, bir karayolu taşıtının diğer bir taşıta, yayaya, hayvana, ağaca veya herhangi başka bir nesneye çarpmasıdır. Trafik kazaları sonucu yaralanma, maddi zarar ve ölüm meydana gelebilir. Trafik kazaları genellikle yaralanma, ölüm ya da maddi hasarla sonuçlanır
Türkiye’de resmi verilere göre 2021’de 187 bin 524 ölümlü ve yaralanmalı trafik kazası meydana geldi. Bu kazalarda 2 bin 422 kişi kaza yerinde, 2 bin 941 kişi ise kaza sonrası hayatını kaybederken 276 bin 935 kişi yaralandı. 2020’de ölü sayısı 4 bin 866 olmuştu.
Kazaların 147 bin 331’i yerleşim yeri sınırlarında, 40 bin 193’ü ise yerleşim yeri dışında gerçekleşti.
Türkiye genelinde meydana gelen ölümlü ve yaralanmalı trafik kazalarının 60 bin 843’ü yandan çarpma, 29 bin 980’i yayaya çarpma, 20 bin 932’si arkadan çarpma, 11 bin 538’i ise karşılıklı çarpışma sonucu oldu. Diğer trafik kazalarından 91’i araçtan cisim düşmesi sonucu gerçekleşti.
Ölümlü ve yaralamalı trafik kazalarının 81 bin 832’si tek, 94 bin 605’i iki, 11 bin 87’si de çok araçlı kazalar olarak kayıtlara geçti.
Ülkemizde her yıl birçok ölümlü trafik kazası yaşanmaktadır. Bu kazalar sebebiyle onlarca insan hayatını kaybetmektedir.
TRAFİK KAZASI SONRASI YAPILMASI GEREKENLER
Trafik kazalarının akabinde yapılması gereken ilk eylem kolluk kuvvetleri ve sağlı ekiplerine haber vermektir. Akabinde kaza ile alakalı olarak kolluk kuvvetlerinin tutacağı kaza tespit tutanağı trafik kazalarından kaynaklı davalarda en önemli delili teşkil etmektedir.
ÖLÜMLÜ TRAFİK KAZALARI CEZA DAVALARI VE TRAFİK KAZALARINDAN KAYNAKLI TAZMİNAT DAVALARINA KONU OLMAKTADIR.
Trafik kazalarında ölüm yaşanması durumunda TCK 85. MADDE Kapsamında taksirle ölüme sebep olma suçundan soruşturma dosyası açılmaktadır. Soruşturma aşamasında ölüm açısından vefat eden kişi’ye yapılacak otopsi ve tatbik edilecek kişi Adli tıp raporunda trafik kazası ile ölüm arasında illiyet bağını kesen bir sebep olup olmadığı tespit edilmelidir.
TCK 85.madde kapsamında uygulamada ekseriyetle bilinçli taksir hükümlerinin uygulanması talepli iddianameler düzenlenmektedir.
Taksirle öldürme
Madde 85- (1)” Taksirle bir insanın ölümüne neden olan kişi, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Fiil, birden fazla insanın ölümüne ya da bir veya birden fazla kişinin ölümü ile birlikte bir veya birden fazla kişinin yaralanmasına neden olmuş ise, kişi iki yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” Şeklindedir.
Trafik kazalarında kusur oranı kaza mahali , kaza öncesi ve sonrası tarafların davranışları önem arz etmektedir. Ayrıca tarafların alkol ve uyuşturucu durumuda kolluk tarafından tespit edilmektedir.ceza davasında asli tali kusur hukuk davalarında isle %100 ölçütü baz alınarak kusur paylaştırması yapılır
ÖLÜMLÜ TRAFİK KAZALARINDAN DOLAYI AÇILABİLECEK TAZMİNAT DAVASI VE ALACAK KALEMLERİ
Ölümle neticelenen trafik kazaları neticesinde talep edilecek tazminat çeşitlerini,
-Destekten Yoksun Kalma Tazminatı,
-Tedavi, sağlık ve Hastane Giderleri,
-Cenaze ve Defin Giderleri,
-Aracın uğradığı zararın tazminatı,
-Manevi tazminat ve diğer tazminat talepleri olarak sıralayabiliriz
1-) DESTEKTEN YOKSUN KALMA TAZMİNATI
DESTEKTEN YOKSUN KALMA TAZMİNATI DAVASI
TBK 53 HÜKMÜNE GÖRE ÖLENİN YARDIMINDAN FAYDALANANLAR BU YÜZDEN YOKSUN KALDIKLARI FAYDAYI TAZMİNAT OLARAK SORUMLUDAN İSTEYEBİLİRLER BUNA DESTEKTEN YOKSUN KALMA TAZMİNATI DENİR
Destekten yoksun kalma tazminatının eylemin karşılığı olan bir ceza olmayıp ölüm sonucu ölenin yardımından yoksun kalan kimsenin muhtaç duruma düşmesini önlemek ve yaşamın desteğin ölümünden önceki düzeyde tutulması amacına yönelik sosyal karakterde kendine özgü bir tazminattır. İBK 6.3 1978-1/3
DESTEK TÜRLERİ
A. GERÇEK DESTEK
Ölenin Sağlığında Düzenli Ve Sürekli Olarak Yaptığı Yardımlar Gerçek Destek Sayılmaktadır
B. FARAZİ DESTEK
Küçük Yaştaki Çocukların Kazada Ölmesi Halinde Ölen Çocukların Anne Babaya Destek Olacakları Farz Edilmektedir.
DESTEK İLİŞKİSİ
Ölenin desteğini yitiren kişiler tbk 53 hükmüne göre destek kaybı nedeniyle uğradıkları zararlarını sebep olandan isteyebilir. yargıtay kararlarında da vurgulandığı üzere destekten yoksunluk tazminatına hükmedilmesi için öncelikle destek ile destekten yoksun kalan arasında maddi yönden düzenli ve eylemli bir yardım ilişkisini varlığı gerekir.
Ölen kişini yardım edeceği miktarın niteliği ve kapsamı kazancının ne olduğunun tespiti yönüyle zorunludur.
Destekten yoksun kalma konusunda en önemli hususlardan birisi ölen kişinin gelir durumunun saptanması ve mahkemeye gelir durumu ile alakalı evrakların ibrazıdır
Destekten yoksun kalma tazminatına hak kazanmak için ölen kişi ve tazminat talep edenler arasında kan bağı ve mirasçılık ilişkisi olması zorunlu değildir. desteken yoksun kalındığının ispatı gerekmektedir.
Destekten yoksun kalma tazminatı isteyebilmek için, ölen kişiden yaşarken maddi destek alınması şarttır. Bunun yanında tazminatı isteyen kişi ölenin amcası, yeğeni veya komşusu dahi olabilir. Yaşarken maddi destek alınmayan kişinin ölümü nedeniyle maddi tazminat talep edilmesi mümkün değildir. Önemli olan husus destekten yoksun kalma tazminatı isteminde bulunan kişinin ölenden yaşarken destek aldığını ispat etmesidir
Destekten yoksun kalma tazminatı, bir maddi tazminat türü olup, zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır. Uğranılan zararın miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa hakim, olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri göz önünde tutarak, zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirler (TBK m.50). Zarar görenin kusurlu davranışı ile zararın ortaya çıkmasına veya artmasına sebebiyet vermesi halinde maddi tazminat miktarının indirilmesi gerekir.
Ölenin desteğinden yoksun kalan kişiler, ölenin tüm çalışma hayatı süresi boyunca kendilerine sağlayacağı destekten mahrum kalmaları nedeniyle oluşan her türlü maddi zararlarının tazmin edilmesini isteyebilirler. Ölen kişinin destek süresi boyunca yakınlarına sağlayabileceği maddi karşılık hesaplanarak yakınlarına destekten yoksun kalma tazminatı olarak verilmelidir
DESTEKTEN YOKSUN KALMA TAZMİNATI UGULAMADA BİLİRKİŞİLERCE YAPILMAKTA OLUP TAZMİNAT MİKTARI KUSUR ORANI, ÖLEN KİŞİNİN GELİRİ, YAŞI VE BİRÇOK HUSUS BAZ ALINARAK YAPILMAKTADIR. BU KONUDA BİRÇOK EMSAL YARGITAY KARARI MEVCUTTUR.
DESTEKTEN YOKSUN KALMA TUTARI NASIL HESAPLANIR
Tazminat hesaplarının Yargıtay’ca belirlenen ilkelere göre yapılması zorunludur.
a)Ölüm ve bedensel zararlar nedeniyle açılan maddi tazminat davalarında, Yargıtay kararlarıyla belirlenen tazminat ilkeleri doğrultusunda işlem yapılması zorunlu ve gerekli olmasına karşın, son yıllarda sigorta şirketlerinin dayatmalarıyla bir çekişme ve zıtlaşma ortamına girilmiş; buna Hazine Müsteşarlığı’nca yayınlanan bir “genelgenin” eklenmesiyle yargı’daki uygulamaların belirsizliğe itilmesi gibi olumsuz ve davaların uzaması ile tazminat ödemelerinin gecikmesi sonucunu doğuran bir durum yaratılmıştır.
b)Sigorta şirketleri, Hazine Müsteşarlığı genelgesinden de güç alarak kendi hesap formüllerini zorla kabul ettirmeye çalışmakta; Yargıtay’ın ilke kararlarını gözardı ederek aktüerlerine yaptırdıkları tazminat hesaplarıyla daha az tazminat ödeme çabası içinde bulunmaktadırlar.
Tazminat hesabına esas kazançların belirlenmesi;
a)Yargıtay’ın yerleşik kararlarına göre, tazminat hesabına esas kazançlar belirlenirken, olay tarihinden hüküm tarihine kadar bilinen tüm (emsâl) kazanç unsurlarının hesaplamada gözetilmesi; “işlemiş-işleyecek dönem” ayrımı yapılması; işleyecek dönem kazançlarının, hüküm tarihine en yakın tarihte belli olan benzer (emsâl) kazanç unsuru birim alınarak, her yıl için %10 artıılıp %10 iskonto edilmesi, pasif dönem zararının da aynı biçimde hesaplanması gerekmektedir. İçtihat değişmediği sürece bunun dışına çıkılamaz.
b)Her ne kadar “progressif (ilerleyen) rant” adı altında, her yıl için eşit oranda %10 artırım %10 iskonto yapılması biçiminde, aslında kazançların hiç artmadığı, her yılın kazancının aynı olduğu, hiçbir özelliği olmayan bu yöntem yerine daha uygun ve Avrupa ülkelerinde yaygın bir formülün benimsenmesi daha doğru olur ise de, hesaplama kolaylığı, yargıç ve avukatlar ile haksız eylemden zarar gören kişilerin kolayca anlayabilecekleri bir yalınlıkta olması, Yargıtay kararlarındaki deyimiyle “denetime elverişli” bulunması nedeniyle bugün de sürdürülmesi istenmekte ve değiştirilmesi düşünülmemektedir.
c)Desteğin veya bedensel zarara uğrayan kişinin bir işi, mesleği, kazancı varsa, mutlaka “gerçek kazançlar”ın araştırılması gerekecektir. Gerçek kazanç, imzalı dahi olsa ücret bordrolarındaki, vergi bildirimlerindeki kazançlar değildir. Eğer kesin saptanamıyorsa, ilgili meslek kuruluşlarından (olay tarihinden rapor (hüküm) tarihine kadar) “emsal kazançlar” sorulacak; tazminat hesabı buna göre yapılacaktır.
Yardım ve hizmet ederek desteklik;
Desteğin bir işi ve kazancı yoksa, bedensel varlığıyla “yardım ve hizmet ederek” destek olacağı; yaşlı kişilerin de emeklilik günlerinde “yardım ve hizmet” ederek yakınlarına destek sağlayacakları kabul olunarak, bu kişilerin desteğinden yoksun kalanların tazminatı yasal asgari ücretler üzerinden hesaplanmalıdır. Aynı biçimde ev kadınlarının ev hizmetlerinden yoksunlukta da hesap unsuru yasal asgari ücretler olmalıdır. Küçük çocukların da anne ve babalarına “yardım ve hizmet ederek” destek oldukları kabul edilmelidir.
Destek süreleri;
a)Çalışma yaşının (aktif dönemin) her zaman ve her durumda onsekiz yaşından başlatılması ve altmış yaşla sınırlandırılması doğru bulunmamakta; çalışma koşulları ve yapılan işin niteliği dikkate alınarak somut olayda desteğin ne kadar süre eylemli olarak çalışabileceğinin (aktif döneminin) tespit edilmesi istenmekte; gerçek belli ise varsayımlara dayanılmamalıdır, denilmektedir.
b) Yaşlılık döneminin (pasif dönemin) mutlaka hasaplanması istenmekte; bu dönemde yaşlı kişinin “yardım ve hizmet ederek” yakınlarına destek olacağı kabul edilmektedir.
c)Çocukların destekten yoksunluk süreleri konusunda, genel kural erkek çocuklar yönünden 18 yaşına kadar, kız çocuklar yönünden 22 yaşına kadar ise de, erkek çocuklar orta öğretimde iseler 20 yaşına kadar, erkek veya kız yüksek öğrenim görüyorlarsa 25 yaşına kadar destek görecekleri; ancak gerçek belli iken varsayımlara dayanılamayacağından, eğer kız evlât henüz evlenmemişse, bir işi ve kazancı yoksa ve ailesiyle oturuyorsa bulunduğu yaşa kadar ve evlenme olasılığı da gözetilerek destek tazminatı hesaplanmak gerekeceği; sakat ve bakıma muhtaç çocukların tazminatının yaşam boyu yapılacağı kabul edilmektedir.
d)Ev hizmetlerinin yaşam boyu yapılacağı kabul edilmiş bulunmakla, ev hizmetlerini kim üstlenmiş olursa olsun, onun yaşam süresinin sonuna kadar ve elbette destekten yoksun kalanların yaşam veya destekten yoksunluk süreleriyle sınırlı olarak tazminat hesaplanacaktır.
Destek payları;
Her bilirkişi veya her kitap yazan kendince doğru bildiği paylaştırma tabloları düzenlemekte ve bu konuda ortak bir ölçü uygulanmamakta iken, son yıllarda bir görüş birliğine varıldığı gözlemlenmektedir. Buna göre:
Destekten yoksun kalma tazminatının hesaplanmasında destek payları belirlenirken, paylaştırmada açıkta pay bırakılmaması; eşlerin paylarının eşit olması, destekten çıkanların paylarının destek süreleri daha uzun olanlara eklenmesi; paylaştırma işlemlerinin Sosyal Güvenlik Kurumu gelir bağlama oranlarıyla ilişkilendirilmemesi ilke olarak benimsenmiştir.
Dul eşin yeniden evlenme olasılığı;
a)Bu konuda ülkemiz koşullarında kapsamlı bir araştırma yapılmamış ve uygun tablolar düzenlenmemiş bulunduğundan, İsviçre kaynaklı H.Moser ve Stauffer/Schaetzle tabloları ile Ayim (Askeri Yüksek İdare Mahkemesi) kararlarında yer alan tablo bir arada kullanılmakta; her üç tablonun ortalamasının alınması önerilmektedir. Yalnızca kadınlar için düzenlenmiş bu tabloların erkeklere uygulanmasında, DİE’nin (TÜİK’in) erkeklerin kadınlara oranla %77,13 daha fazla evlenme şansları olduğuna ilişkin saptamasından yararlanılmaktadır.
b)Yargıtay, dul eşin yeniden evlenme olasılığının, olay tarihindeki yaşına göre değil, hüküm tarihine en yakın rapor tarihindeki yaşına göre saptanmasını uygun görmektedir.
Kalıcı sakatlıklarda;
Bu konuda öğretideki görüşler ve Yargıtay kararlarına egemen olan temel anlayış, kazanç kaybının değil, “güç (efor) kaybı”nın tazminatın ölçüsü olması gerektiği yönündedir. Yargıtay’ın yerleşik kararlarına göre:
a)Sakat kalan kişilerin kazançlarında bir azalma olmasa bile, aynı işi yaparken sakatlıkları oranında daha fazla güç (efor) harcayacakları dikkate alınarak gerçek kazançları üzerinden “güç kaybı tazminatı” hesaplanacaktır.
b)Bir işi ve kazancı olmayanlar, yaşlı kişiler, ev kadınları veya çocuklar sakat kalmışlarsa, günlük yaşamlarını sürdürürlerken sakatlıkları oranında zorlanacaklarından, onlar için de “güç kaybı tazminatı” söz konusu olacak; ancak tazminat hesabının ücret unsuru yasal asgari ücretler düzeyinde olacaktır.
c)Yargıtay’ın iş kazalarını inceleyen özel dairesi, önceleri pasif dönem zararının hesaplanmasını istememekte iken, daha sonra bu yanlışından dönmüş; kişinin “pasif dönemde de fazla güç (efor) sarfı” nedeniyle tazminat isteme hakkı bulunduğu yönünde kararlar vermeye başlamış, son on yılda bu tür kararlar yerleşik hale gelmiştir.
d)Ayrıca Yargıtay, ev kadınlarının ev işlerini yaparlarken ve yaşlı kişilerin günlük yaşamlarını sürdürürlerken sakatlıkları oranında güçlük çekecek olmalarını tazminat istemenin haklı nedeni kabul etmiştir.
e)“Güç kaybı tazminatı” olarak adlandırılan bu uygulmanın son aşaması çocuklardır. Nasıl ki, hiçbir işi olmayanlar ve yaşlı kişiler günlük yaşamlarını sürdürürlerken sakatlıkları oranında zorlanıyorlarsa, daha fazla güç (efor) harcıyorlarsa, küçük çocukların da günlük yaşamlarını sürdürürlerken, özellikle okullarına gidip gelirlerken, sakatlıkları oranında zorlanacak olmaları, daha fazla güç (efor) harcamaları nedeniyle, onların tazminatı da, 18 yaşından değil, kaza geçirdikleri tarihteki yaşlarından başlayarak, yaşam sürelerinin sonuna kadar hesaplanmalıdır.
Yaşam boyu bakıma muhtaç olanların tazminatı;
Bulundukları yaştan yaşam sürelerinin sonuna kadar “bakım giderleri” hesaplanacak; herhangi bir indirim yapılmayacaktır.
Son olarak şunu da belirtelim ki, Borçlar Kanunu hükümlerine göre ölüm ve bedensel zararlar nedeniyle açılan tazminat davalarında, tazminat hesabı yapılırken, önemli olan “formüller” değil, “hukuksal değerlendirmeler”dir. Öğretiden ve Yargıtay kararlarından yararlanarak ve yargıdaki gelişmeleri sürekli olarak ve yakından izleyerek bunu yapacak olanlar ise, ancak ve ancak tazminat ve sigorta hukuku konularında uzmanlaşmış hukukçulardır. Başkaları yapamaz.
Tazminat davalarında bilirkişilik, Hazine Müsteşarlığı’nın önerdiği gibi, hukuk bilgisi olmayan aktüerlerin tek başına yapacakları bir iş değildir. Hesap formüllerini Yargıtay verdiğine, bunun dışına çıkılıp başka bir formül kullanılamayacağına göre yargıda aktüerlere de ihtiyaç yoktur.
“KAYNAKÇA ÇELİK AHMET ÇELİK TAZMİNAT HUKUKU MAKALESİ”
ARTIK DESTEKTEN YOKSUN KALMA TAZMİNATINDA BAKİYE ÖMÜR FRANSIZ PMF-1931 TABLOSU YERİNE, ÜLKEMİZE ÖZGÜ VE GÜNCEL VERİLERİ İÇEREN “TRH-2010 ULUSAL MORTALİTE TABLOSU” DİKKATE ALINARAK YAPILACAKTIR.
YARGITAY
17.HUKUK DAİRESİ
Esas: 2020/2598
Karar: 2021/34
K.T.: 14/01/2021
Özet: Artık destekten yoksun kalma tazminatında bakiye ömür Fransız PMF-1931 tablosu yerine, ülkemize özgü ve güncel verileri içeren “TRH-2010 Ulusal Mortalite Tablosu” dikkate alınarak yapılacaktır.
Dava: Taraflar arasındaki sigorta tahkim davasının yapılan yargılaması sonunda; Sigorta Tahkim komisyonu İtiraz Hakem heyetince verilen kararın davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, davalıya trafik sigortalı araç sürücüsünün kusurlu hareketi ile gerçekleşen kazada müvekkilinin desteğinin öldüğünü açıklayıp fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydı ile 5.500,00 TL’nin tahsilini talep etmiş, ıslah dilekçesi ile talebini 196.408,00 TL’ye yükseltmiştir.
Davalı vekili, talebin reddini savunmuştur.
Sigorta Tahkim Komisyonu Uyuşmazlık Hakemince, iddia, savunma ve toplanan kanıtlara göre; taleple bağlı kalınarak 5.500.0 0TL’nin tahsiline karar verilmiş, anılan karara karşı itiraz edilmesi üzerine İtiraz Hakem Heyetince başvuru sahibi vekilinin itirazının kabulü ile Hakem Heyetince verilen kararın kaldırılmasına, başvurunun kısmen kabulü ile 147.666.00 TL.nin tahsiline karar verilmiş; karar, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1-Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu’nun 19.06.2020 tarih, 2019/4-2019/1 sayılı kararı ile 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’nun 30. maddesi ile kurulan Sigorta Tahkim Komisyonu İtiraz Hakem Heyetinin Bölge Adliye Mahkemelerinin faaliyete başladığı 20.07.2016 tarihinden sonra itiraz üzerine verilen kararlarının temyiz kanun yoluna tabi olduğu kararlaştırıldığından, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 40.Hukuk Dairesi’nin 12.12.2019 tarih, 2019/516-685 sayılı kararının kaldırılarak davalı vekilinin Sigorta Tahkim Komisyonu itiraz Hakem Heyeti kararına yönelik temyiz isteminin incelenmesi gerekmiştir.
2-Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine, karar vermek gerekmiştir.
3-Dava, trafik kazasından kaynaklanan destekten yoksun kalma tazminatı istemine ilişkindir.
Davacı vekili, müvekkilinin desteğinin meydana gelen kazada öldüğünü açıklayıp destekten yoksun kalma tazminatı talebinde bulunmuş, tazminatın belirlenmesi amacı ile bilirkişiden rapor alınmış, alınan raporda davacının ve desteğin kaza tarihinden sonraki muhtemel yaşam süresi belirlenmesinde 1931 tarihli PMF yaşam tablosu dikkate alınarak hesaplama yapılmış, hakem heyetince bu rapor hükme esas alınmıştır.
Gerçek zarar miktarı; hak sahiplerinin ve desteğin olay tarihindeki bakiye ömrü esas alınarak aktif ve pasif dönemde elde edeceği kazançlar toplamından oluşmaktadır.
Desteğin veya hak sahiplerinin bakiye ömürleri daha önceki yıllarda Fransa’dan alınan 1931 tarihli “PMF” cetvelleri ile saptanmakta ise de; Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı, Hacettepe Üniversitesi Fen Fakültesi Aktüerya Bilimleri Bölümü, BNB Danışmanlık, Marmara Üniversitesi ve Başkent Üniversitesi’nin çalışmalarıyla “TRH 2010” adı veriler. “Ulusal Mortalite Tablosu” hazırlanmış olup, Sosyal Kurumu’nca da ilk peşin sermaye değerlerinin hesabında anılan tabloların uygulanmasına geçilmiştir. Gerçek zarar hesabı özü itibariyle varsayımlara dayalı bir hesap olup, gerçeğe en yakın verilerin kullanılması esastır. Bu durumda diğer kurumlar ile Yargıtay Daireleri arasında tazminat hesabında birliğin sağlanması açısından ve yine bu tablonun ülkemize özgü ve güncel verileri içermesi de göz önüne alındığında Dairemizce de 2020 yılı Aralık ayı itibari ile tazminat hesaplarında bakiye ömrün belirlenmesinde TRH 2010 tablosunun esas alınmasının güncellenen ülke gerçeklerine daha uygun olacağına karar verilmiştir.
Buna göre temyiz edenin sıfatına göre, davacı tarafından kararın temyiz edilmediği de dikkate alınarak, kazanılmış haklar gözetilerek (tazminata esas alınan gelir, esas alınan asgari ücret yılı, işlemiş/işleyecek dönem tarihleri gibi) davacının ve desteğin muhtemel bakiye yaşam süresinin TRH 2010 Yaşam Tablosuna göre belirlenmesi suretiyle tazminat miktarının hesaplanması için bilirkişiden ek rapor alınarak oluşacak sonuca göre karar verilmek üzere kararın bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
S O N U Ç
Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 40. Hukuk Dairesi’nin 12.12.2019 tarih, 2019/516-685 sayılı kararının KALDIRILMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının REDDİNE, (3) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile İtiraz Hakem Heyeti kararının BOZULMASINA, dosyanın saklama kararı veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalıya geri verilmesine 14.01.2021 gününde oy birliği ile karar verildi.
“DESTEKTEN YOKSUN KALMA TAZMİNATININ HESAPLANMASINDA KİŞİNİN GELİRİ, YAŞI, SOSYAL DURUMU, BAZ ALINARAK ULUSLARASI HESAPLAMA YÖNTEMLERİ İLE TEKNİK BİLİRKİŞİLERİN RAPORLARI BAZ ALINARAK RAKAMSAL HESAPLAMA YAPILMAKTADIR.”
TEDAVİ, SAĞLIK VE HASTANE GİDERLERİ,
Hastane sürecinde yapılan sağlık harcamaları ve faturalandırılan yahut faturalandırılamayan giderlerler tazminat davalarında talep edilebilir. KTK 98′ e göre;
“Sağlık hizmet bedellerinin ödenmesi- Madde 98”
(1)Trafik kazaları sebebiyle üniversitelere bağlı hastaneler ve diğer bütün resmî ve özel sağlık kurum ve
kuruluşlarının sundukları sağlık hizmet bedelleri, kazazedenin sosyal güvencesi olup olmadığına bakılmaksızın genel sağlık sigortalısı sayılanlar için belirlenen sağlık hizmeti geri ödeme usul ve esasları çerçevesinde Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanır. (Ek cümle: 4/4/2015-6645/60 md.) Ancak, Sosyal Güvenlik Kurumu, bu kapsama girenler yönünden genel sağlık sigortalısı sayılanlar için belirlenen sağlık hizmetlerine ilave sağlık hizmetlerini belirler, protez ve ortezler için farklı birim fiyatı tespit eder. Bu sağlık hizmetleri sağlık uygulama tebliğindeki istisnai sağlık hizmetleri kapsamına dâhil edilmez.
(2)Trafik kazalarına sağlık teminatı sağlayan zorunlu sigortalarda; sigorta şirketlerince yazılan primlerin ve Güvence Hesabınca tahsil edilen katkı paylarının % 15’ini aşmamak üzere, münhasıran bu teminatın karşılığı olarak Hazine Müsteşarlığınca sigortacılık ilkeleri çerçevesinde maktu veya nispi olarak belirlenen tutarın tamamı sigorta şirketleri ve 3/6/2007 tarihli ve 5684 sayılı Sigortacılık Kanununun 14 üncü maddesinde düzenlenen durumlar için Güvence Hesabı tarafından Sosyal Güvenlik Kurumuna aktarılır. Söz konusu tutar, ilgili sigorta şirketleri için sigortacılık ilkelerine göre ayrı ayrı belirlenebilir. Aktarım ile sigorta şirketlerinin ve Güvence Hesabının bu teminat kapsamındaki yükümlülükleri sona erer. Cumhurbaşkanı söz konusu tutarı % 50’sine kadar artırmaya veya azaltmaya yetkilidir.
(3)Bu madde çerçevesinde sigorta şirketleri ve Güvence Hesabı tarafından ödenecek meblağın süresinde
ödenmemesi halinde 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Kanunun 89 uncu maddesinin ikinci fıkrası uygulanır. Sigorta şirketleri ve Güvence Hesabından Sosyal Güvenlik Kurumuna aktarılacak meblağın belirlenmesi ve ödenmesi ile sağlık hizmetleri için teminat sağlanan sigortaların tespiti ve bu maddenin uygulanmasına ilişkin diğer usul ve esaslar Sağlık Bakanlığı ve Sosyal Güvenlik Kurumunun görüşü alınarak Hazine Müsteşarlığınca belirlenir. Trafik kazası sebebiyle Sağlık Bakanlığına bağlı sağlık kurumlarınca gerçekleştirilen tedavi giderleri bakımından, Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından Sağlık Bakanlığına yapılacak ödemeye ilişkin usul ve esaslar Sosyal Güvenlik Kurumu ve Sağlık Bakanlığı tarafından ayrıca belirlenir.
“Şeklindedir. SGK’nın trafik kazalarından dolayı yaptığı ödemelerde rücu hakkı bulunmaktadır.
Trafik kazaları sebebiyle üniversitelere bağlı hastaneler ve diğer bütün resmî ve özel sağlık kurum ve kuruluşlarının sundukları sağlık hizmet bedelleri denilerek özel veya resmi hastane olması fark etmeksizin tüm sağlık kuruluşlarında yapılan tedavi giderleri ödenecektir.
Kazazedenin sosyal güvencesi olup olmadığına bakılmaksızın SGK tarafından sağlık hzmet bedeli ödemesi yapılacaktır
Sağlık hizmeti bedelleri faturaya dayalı olan harcamalar olduğu için ispatı kolaydır. Davacının tedavi giderlerine yönelik talepte bulunması için mutlaka fatura veya belge sunmasına gerek yoktur ancak talebinin detaylandırmalı varsa faturalarının istenebileceği yerleri belirtmelidir. Tedavi görülen kuruluşlar bildirilirse mahkemelerce bu belgeler ilgili kuruluşlardan istenmektedir
CENAZE VE DEFİN GİDERLERİ,
Ölümlü trafik kazalarından kaynaklanan davalarda cenaze ve defin giderleri de sigorta şirketi araç sürücüsü ve işletenden talep edilebilmektedir.
ARAÇTA MEYDANA GELEN ZARARLAR
Trafik kazalarında araçta meydana gelen zarar sebebiyle -Değer Kaybı- Pert bedeli – Araç Mahrumiyet Bedeli – Tamirat Bedeli alacak kalemleri olarak talep edilebilmektedir.
DEĞER KAYBI NEDİR ?
Meydana gelen bir kaza sonucunda hasar alan araçta yapılan onarım, parça değişimi gibi işlemler nedeniyle aracın 2. el piyasasındaki değerinin düşmesine araç değer kaybı veya hasar değer kaybı denir
PERT BEDEL FARKI NEDİR ?
Sigorta şirketleri pert aracın rayiç bedelini tam belirlemediği ve piyasa değerinden aşağı hesapladığı durumlarda aracın pert değerini de eksik hesaplamış olur. Bu hesaplama sonucunda alacağınız tazminata “pert araç ara farkı (pert farkı)” denir.
ARAÇ MAHRUMİYETİ BEDELİ
Bir trafik kazası meydana geldiğinde aracımızın hasar ve değer kaybı tazminatlarının yanında araç mahrumiyeti tazminatı diğer adıyla araçtan yoksun kalma tazminatını da talep etme hakkımız bulunmaktadır. Şöyle ki; kusurlu eylemiyle karşı tarafa zarar veren ve örneğin tamir süresince aracı kullanamamasına yol açan kişi araçtan yoksun kalma tazminatı ödemekle yükümlüdür. Öncelikle TBK’ nın 49/1. maddesine göre; “Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür”. Aynı zamanda Karayolları Trafik Kanunu’nun 85/1. maddesine göre; “Bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa, motorlu aracın bir teşebbüsün unvanı veya işletme adı altında veya bu teşebbüs tarafından kesilen biletle işletilmesi halinde, motorlu aracın işleteni ve bağlı olduğu teşebbüsün sahibi, doğan zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olurlar”.
TAMİRAT BEDELİ
Araçta meydana gelen hasar sebebiyle eksper tarafından tanzim edilecek rapora binaen oluşacak zarar trafik kazasına karışan taraflardan kusuru oranında talep edilebilecek bir alacak kalemidir.
ÖLÜMLÜ TRAFİK KAZALARINDA MANEVİ TAZMİNAT
Türk Borçlar Kanunu Madde 49 ‘da “Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür. Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de bu zararı gidermekle yükümlüdür.” Hükmüyle kusurlu, yapmış olduğu fiil ile başkasının mal varlığında eksilmeye sebep olur veya şahsında oluşan acı, üzüntü, eleme neden olursa bunların tazminiyle yükümlüdür. Şüphesiz ki bu yükümlülüğü maddi veya/veya manevi tazminat şeklinde yerine getirecektir.
Manevi tazminat davasının amacı kişilerin yaşadığı elem ızdırap ve kederi bir nebze de olsa azaltabilmektir.
Manevi tazminat eğer sigorta yahut kasko poliçesinde ek madde ile karşılanacak kalemlere dahil edilmedikçe sigorta şirketinden istenemez. Bu alacak kalemi araç sürücüsü ve işletenden talep edilebilir.
“MANEVİ TAZMİNATIN MATEMATİKSEL BİR HESAPLAMA ARACI OLMAMASI SEBEBİYLE SOMUT OLAYIN DETAYLARI VE YARGITAY HUKUK GENEL KURULU KARARLARI EMSAL ALINARAK YAPILMALIDIR.”
Manevi zarar ise, maddi zarar gibi hesaplanamaz. Çünkü kesin hesap unsurları yoktur. Kişi varlığının haksız ve hukuka aykırı eylemden etkilenme derecesini saptamak olanaksızdır.Ayrıca etkilenme derecesi kişiden kişiye değişir. Kimi çok etkilenir, kimi az. Ama kimse ne derece etkilendiğini (ne kadar üzüldüğünü, acı çektiğini) kanıtlayamaz. Bu konuda tanık da dinlenemez. Dinlense de inandırıcı olmaz ve tanık sözlerine dayanılarak yeterli sayılabilecek bir manevi tazminat tutarı belirlenmesi de olanaksızdır
Yargıtay’ın 1966/7 E. 1966/7 K. Sayılı 20.06.1966 T. Büyük genel kurul kararında manevi tazminatın ölçütleri belirtilmiştir.
” – Borçlar Kanununun 47 inci maddesi gereğince manevi tazminata hükmolunabilmesi için, bu
maddenin metninden doğan özel şartlarla birlikte hatta daha önce genel şartların yani olayda maddi
tazminata hükmedebilmenin tabi bulunduğu şartların tahakkuk etmiş olması lazımdır.
a) Genel şartlar, kusur unsuru istisna edilirse, kusur sorumluluğu ile kusura dayanmayan sebebiyet (illiyet) sorumluluğunun bütün hallerinde aynıdır.
Bunlar, 1) bir eylem (yahut imtina), 2) bir zarar, 3) zarar ile eylem arasında illiyet bağı, 4) eylemin hukuka aykırı olmasından ibarettir
Bu şartlardan en önemlisi, zarar ileeylem arasındaki illiyet bağıdır. Eğer olayda böyle bir illiyet bağı yoksa, sorumluluk dayok demektir.
Genel şartların sorumluluğun nevine göre bazı özellikler arz edeceği tabiidir, içtihadın birleştirilmesine
konu olan istihdam edenin 47 inci madde gereğince manevi tazminatla sorumlu tutulabilmesi için, 55 inci
maddeye dayanan sorumluluğunun tahakkuk etmesi icap eder. Mamafih ölenin yakınları veya cismani
zarara uğrayan, maddi ve manevi tazminatı birlikte dava edebilecekleri gibi, yalnız manevi tazminata
hükmedilmesini de isteyebilirler. Her iki halde de 55 inci maddeden doğan genel şartların yani önce
bunlardan müspet şartların gerçekleşmesi, ondan sonra da menfi şartların tahakkuku, bir başka deyişle
istihdamı edenin ikame ettiği kurtuluş beyyinesinin amacına ulaşmaması lazımdır
b) Borçlar Kanununun 47 inci maddesinden doğan özel şartlara gelince; bunlar, başlıca üç gurupta
toplanabilir :
1) Birkimse ölmüş veyacismani zarara uğramış olmalıdır.
2) Davayı ölenin yakınları veyacismani zarara uğrayan kimseaçmalıdır.
3) özel hal veşartlar, manevi tazminat hükmedilmesi gerektirmelidir.
Bu şartlardan sonuncusu, içtihadı birleştirmenin esas konusunu teşkil etmektedir. Her ne kadar
Kanunumuzda, isviçre metninden farklı olarak hakimin manevi tazminata adalete tevfikan hükmedeceği
yazılı ise de, hakim esasen özel hal veşartları takdir ederken Medeni Kanunun 4 üncü maddesi mucibince
hak ve nasafet kurallarına tabi olacağına göre, bu hükmü 4 üncü maddeyi teyit edici olarak telakki etmek
gerekir.
Özel hal ve şartlar, her olaya göre değişir. Esasen maksat, yukarıda da açıklandığı gibi, olaya has hal ve
şartlar, yani olayın özellikleridir.
Bu özelliklerin basında, manevi zararın önemli olması gelir. Eli çizilen bir kimseye cismani zarara uğradı
diye kural olarak manevi tazminat hükmedilmesi icap etmez. Demek ki, cismani zarara uğrayan kimsede
veya ölenin yakınlarında önemli bir manevi zarar (elem, ızdırap) husule gelmeli, yani gerçekten manevi bir tatmin ihtiyacı doğmuş bulunmalıdır. Ölüm vukubulmuşsa, sağlığında ölen ile davacı arasındaki
münasebetin mahiyeti ve derecesi bu hususun takdirinde büyük rol oynar.
Bundan başka olayın oluş şekli, nazara alınır. Feci bir olay ile normal şartlar altında meydana gelmiş olan olay bir tutulamaz.
Nihayet ilgililerin yani failin, olaydan başka sorumlu varsa onun, mesela istihdam edenin, ölenin,
davacıların içtimai mevkilerinin, tahsil veiktisadi durumlarının göz önündetutulması lazımdır.
Kısacası kanun vazıı, her olayda meydana çıkan ihtiyacı karşılayan kesin bir kural koymaktaki zorluğu
düşünerek, 47 inci madde metnini kasten elastiki bir şekilde formüle etmiş ve manevi tazminat
hükmedilmesini gerekli kılan hal ve şartları, hakimin takdirine bırakmıştır.
Tabiatıyla bu takdirde, bir yanılma durumu olmamalıdır.
Eğer olayda failin veya onun hareketinden sorumlu olan şahsın, mesela istihdam edenin kusuru varsa, bu
kusurun veya cismani zarara uğrayan yahutta ölen zarara birlikte sebebiyet vermişse, sebebiyet verme
nispetlerinin veya karşılıklı kusurlarının manevi tazminat hükmedilmesinde ve miktarında nazara alınması icap eder. Mücerret müterafik kusur veya birlikte sebebiyet verme durumu, manevi tazminat hüküm edilmesine engel değildir; ancak, müterafik kusur veya birlikte sebebiyet verme nispeti, manevi tazminat hükmedilmesini haksız ve yersiz kılacak derecede ağır ve büyük olursa, hakim manevi tazminata
hükmetmeyebilir
İsviçreli Hukukçulardan H. Becker “(1942, madde 47, No. 8) ve K. Oftinger’in (1958 cilt: 1, Sh. 269)
eserlerinde işaret ettikleri gibi, hakim manevi tazminata hükmederken para değerini de düşünmelidir.
Hükmettiği meblağ, bir sadaka niteliği taşımamalı, kısmen de olsa bir manevi tatmin fonksiyonu ifa
etmelidir. Mamafih diğer tarafın müzayaka haline düşmesine, onun mahvına da meydan vermemelidir.
Esasen manevi tazminat, ne bir ceza, ne de gerçek manasında bir tazminattır. Ceza değildir; çünkü,
davacının menfaati düşünülmeksizin, sorumlu olana hukukun ihlalinden dolayı yapılan birkötülük değildir.
Mamelek hukukuna ilişkin bir zararın karşılanmasını amaç edinmediği için de, gerçek manasında bir
tazminat, mağdurda veya zarara uğrayanda bir huzur hissi, bir tatmin duygusu tevlit etmelidir
Hakimin manevi tazminat miktarını tayin ederken, Borçlar Kanununun 43 ve 44 üncü maddelerindeki
kuralları, “özel hal ve şartları” takdir ederken kıyasen uygulaması, kusursuz sorumluluk hallerinde ve
olayda kusur bulunmadığı takdirde, kusurun dışında kalan amilleri, alelıtlak kusurun mevcudiyeti halinde
ise kusur da dahil bütün faktörleri takdirine mesnet yapması gerekir.
