Avukat,  Ağır Ceza Hukuku,  Ağır Ceza Hukuku,  Boşanma Hukuku,  Boşanma Hukuku,  Hukuk Bürosu,  Hukuk Büroları

Konkordato, herhangi bir sebepten dolayı işleri bozulmuş olan, ödeme gücünü belli ölçüde kaybetmiş ve mali durumu bozulmuş olmakla birlikte, iyi niyetli ve dürüst borçluları korumak amacı ile düzenlenmiş olan bir iyileştirme kurumudur.

Sermaye şirketleri ve kooperatifler konkordato talebinde bulunabilecekler. Borçlarının vadesi geldiği halde ödeyemeyen veya vadesinde ödeyememe tehlikesi altında olan borçlu, vade verilmek veya tenzilat yapılmak suretiyle borçlarını ödeyebilmek veya iflastan kurtulmak için bu yola başvurabilecektir.

Konkordato, “borçların yeniden yapılandırılması suretiyle iflasa tabi borçluların mali durumunun düzeltilerek iflastan kurtulmasını, diğer borçluların ise mali durumunun düzeltilmesini amaçlayan, alacaklıların da belirli bir tenzilatla veya vadede alacağına kavuşmasını sağlayan ve mahkemenin tasdikiyle taraflar açısından bağlayıcı hale gelen bir anlaşma” olarak tanımlanıyor.

7101 sayılı İCRA VE İFLÂS KANUNU VE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KANUN 28.02.2018 TARİHİNDE KABUL EDİLEREK 15.03.2018 TARİH VE 30361 SAYILI RESMİ GAZETE YAYINLANARAK YÜRÜRLÜĞE GİRDİ

KONKORDATONUN TÜRLERİ

1) Adi Konkordato

2) Malvarlığının Terki Suretiyle Konkordato

KONKORDATO BAŞVURUSU NASIL YAPILIR?

Mali durumu bozularak ödeme gücünü kaybetmiş olup da bu hükümlerden faydalanmak isteyen borçlu, mahkemeye başvurabilir. Borçlu dilekçesinde konkordato sürecinde borçlarını ödeyebileceği durumu gösteren projesini ve ayrıntılı bilançosunu verir. Başvuru makamı borçlunun teklifini, süre verilebilmesi için uygun şartlarının olup olmadığını araştırıp inceler. Konkordato süresi verilmesi için gereken şartları borçlunun taşımadığı sonucuna varılırsa, başvurusu reddedilir.
Borçlunun gerekli şartları taşıdığı sonucuna varılırsa, borçluya bu sürec tayin edilir ve komiser atanır.

KONKORDATONUN ŞARTLARI NELERDİR?

Komiserlere dosya sınırlaması. Bir kişi eş zamanlı olarak 5’ten fazla dosyada geçici komiser ve komiser olarak görev yapamayacak. Alacaklılar Kurulu, komiserin faaliyetlerine nezaret edecek, komisere tavsiyelerde bulunabilecek. Alacaklılar Kurulu, komiserin faaliyetlerini yeterli bulmazsa mahkemeden komiserin değiştirilmesini gerekçeli bir raporla isteyebilecek. Mahkeme, bu talep hakkında borçluyu ve komiseri dinledikten sonra kesin olarak karar verecek. Konkordato talebiyle amaçlanan iyileşmenin, kesin mühletin sona ermesinden önce gerçekleştiğinin komiserin yazılı raporuyla mahkemeye bildirilmesi üzerine mahkemece resen, kesin mühletin kaldırılarak talebin reddine karar verilecek.

Mühlet aşamasında kanun yolu denetimine sınırlama

Konkordato hakkındaki kapsamlı kanun yolu denetimi, tasdiki aşamasında kabul edilerek, mühlet aşamasında kanun yolu denetimi sınırlandırılıyor. Kesin mühlet talebinin kabulü ile mühletin kaldırılması talebinin reddine ilişkin kararlara karşı kanun yoluna başvurulamayacak. Kesin mühlet talebinin değerlendirilmesi sonucunda, hakkında iflas kararı verilmeyen borçlunun talebinin reddine karar verilirse borçlu veya varsa talep eden alacaklı bu kararın tebliğinden itibaren 10 gün içinde istinaf yoluna başvurabilecek. Bölge adliye mahkemesinin kararı kesin olacak.

İmtiyazlı alacaklar için haciz yoluyla takip yapılabilecek

Borçluya karşı ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz kararları uygulanamayacak. Bir takip muamelesi ile kesilebilen zaman aşımı ve hak düşüren müddetler işlemeyecek. İmtiyazlı alacaklar için haciz yoluyla takip yapılabilecek, bu alacaklar için mühlet içinde olsa da takip başlatılabilecek ve başlamış takipler devam edecek. Tasdik edilen projesi, aksine hüküm içermediği takdirde, kesin mühlet tarihinden itibaren rehinle temin edilmemiş her türlü alacağa faiz işlemesi duracak.

Sözleşmeler konkordato nedeniyle sona ermeyecek

Sözleşmenin karşı tarafının konkordato projesinden etkilenip etkilenmediğine bakılmaksızın, borçlunun taraf olduğu ve işletmesinin faaliyetinin devamı için önem arz eden sözleşmelerde yer alıp da borçlunun konkordato talebinde bulunmasının sözleşmeye aykırılık teşkil edeceğine, haklı fesih nedeni sayılacağına veya borcu muaccel hale getireceğine ilişkin hükümler, borçlunun konkordato yoluna başvurması durumunda uygulanmayacak.
Sözleşmede bu yönde bir hüküm bulunmasa dahi sözleşme, borçlunun başvurusu sebebiyle gerekçesiyle sona erdirilemeyecek.

Projenin hazırlanması

Alacaklılar, komiser tarafından yapılacak ilanla 15 gün içinde alacaklarını bildirmeye davet edilecek. komiser, borçluyu iddia olunan alacaklar hakkında açıklamada bulunmaya davet edecek.
projenin hazırlanması, alacakların bildirilmesi ve tahkiki tamamlandıktan sonra komiser, yapacağı yeni bir ilanla alacaklıları, projeyi müzakere için toplanmaya çağıracak. Toplantı günü ilandan en az 15 gün sonra olacak.
Komiser, alacaklılar toplantısına başkanlık edecek ve borçlunun durumu hakkında bir rapor verecek. Borçlu gerekli açıklamaları yapmak üzere toplantılarda hazır bulunmaya mecbur olacak.

Komiser mahkemeye gerekçeli rapor sunacak

Komiser, iltihak süresinin bitmesinden itibaren en geç 7 gün içinde ilgili bütün belgeleri, projenin kabul edilip edilmediğine ve tasdikinin uygun olup olmadığına dair gerekçeli raporunu mahkemeye sunacak. Konkordato’ya muvafakat etmeyen alacaklı, borçtan birlikte sorumlu olanlara karşı bütün haklarını muhafaza edecek. Konkordato’ya muvafakat eden alacaklı da kendi haklarını, borçtan birlikte sorumlu olan kişilere ödeme mukabilinde devir teklif etmek ve onlara toplantıların günü ile yerini en az 10 gün önce haber vermek şartıyla bu hükümden yararlanacak. Komiserin gerekçeli raporunu ve dosyayı tevdi alan mahkeme, konkordato hakkında karar vermek üzere yargılamaya başlayacak. Yapılan yargılamada kesin mühlet içinde bir karar verilemeyeceği anlaşılırsa; mahkeme, gerekli görürse komiserden gerekçeli bir rapor da alarak, karar verilinceye kadar mühlet hükümlerinin devamına karar verebilecek. Bu süre 6 aydan fazla olamayacak. Mahkeme projeyi yetersiz bulursa kendiliğinden veya talep üzerine gerekli gördüğü düzeltmenin yapılmasını isteyebilecek. Konkordatonun tasdiki kararında, alacaklıların hangi ölçüde alacaklarından vazgeçtiği ve borçlunun borçlarını hangi takvim çerçevesinde ödeyeceği belirtilecek. Finansal kiralama konusu malların iadesi.

Tasdik kararında finansal kiralama konusu malların iadesi, borçlunun talebi üzerine karardan itibaren bir yılı geçmemek üzere ertelenebilecek. Erteleme için borçlunun, finansal kiralama sözleşmesinin aynen ifasını uyarınca üstlenmiş olması, finansal kiralamadan doğan kira alacağının konkordato talebinden önce doğmuş olması, ödenmemiş kira borcunun, üç aylık tutarı aşmaması, bu erteleme nedeniyle finansal kiralama konusu malın değer kaybından kaynaklanabilecek zararın, teminat altına alınmış olması, borçlu finansal kiralama konusu malın işletmenin faaliyeti için zorunlu olduğunu ve iade edilmesi durumunda ekonomik varlığının tehlikeye düşeceğinin yaklaşık olarak ispatlanması gerekecek.

Borçlu ve alacaklıların istinaf ve temyiz işlemi

Verilen karara karşı borçlu veya konkordato talep eden alacaklı, kararın tebliğinden, itiraz eden diğer alacaklılar ise tasdik kararının ilanından itibaren 10 gün içinde istinaf yoluna başvurulabilecek, Bölge Adliye Mahkemesi kararına karşı 10 gün içinde temyiz yoluna gidilebilecek.

İstinaf ve temyiz incelemeleri, Hukuk Mahkemeleri Kanunu hükümlerine göre yapılacak. Alacakları itiraza uğramış olan alacaklılar, tasdik kararının ilanı tarihinden itibaren bir ay içinde dava açabilecek, tasdik kararını veren mahkeme, proje uyarınca çekişmeli alacaklara isabet eden payın, kararın kesinleşmesine kadar borçlu tarafından, mahkemece belirlenen bir bankaya yatırılmasına karar verilecek. Süresi içinde dava açmamış olan alacaklılar, bu paydan ödeme yapılmasını talep edemeyecekler, bu durumda yatırılan pay borçluya iade edilecek. Rehinli Alacaklılarla Müzakere ve Borçların Yapılandırılması

Kanunla, İcra ve İflas Kanunu’na, “Rehinli Alacaklılarla Müzakere ve Borçların Yapılandırılması” başlığıyla yeni bir madde eklendi.
Maddeyle rehinli alacaklılarla müzakere usulü, şartları ve karşılığında rehin tesis edilmiş borçların yapılandırılmasına hükümler düzenlendi. Buna göre, adi konkordato‘da borçlu, ön projede belirtmek suretiyle alacaklı lehine rehin tesis edilmiş borçlarının yapılandırılmasını talep edecek.

Rehinli alacaklılar için hazırlanmış ödeme planı

Alacaklılar toplantısı borçlunun projeyi kabul etmezse, bu madde uyarınca anlaşma yapmış olan rehinli alacaklıların borçluyla akdetmiş bulundukları anlaşmalar ve anlaşma yapmamış olan rehinli alacaklılar için hazırlanmış olan ödeme planı geçerli hale gelmeyecek.

Yapılan anlaşmaya uygun olarak kendisine karşı ifada bulunulmayan her rehinli alacaklı tasdik kararını veren mahkemeye başvurarak o rehinli alacağa ilişkin anlaşmayı feshettirebilecek ancak bu fesih sonucunda, üçte iki oranının altına düşüldüğü takdirde, borçlunun teklifini kabul etmeyip ödeme planına tabi tutulan rehinli alacaklılar bu planla bağlı olmaktan çıkacak, borçlu ile anlaşmış olan rehinli alacaklılar ise anlaşmayı sona erdirebilecek.

KONKORDATO İLE GETİRİLEN YENİLİKLER

İcra ve İflas Kanununda Konkordato hükümlerine ilişkin olarak getirilen yeni düzenlemeler şunlardır: 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununda bu kurum zaten düzenlenmiş idi. Ancak konkordato mehil ve süresinin az olması ve toplamda beş ayı geçmemesi bu kurumun uygulamada mecbur kalınmadıkça tercih edilmemesi sonucunu doğurmaktaydı. Ayrıca iflasın ertelenmesi kurumunun çok elverişli hükümler içermesi, özellikle iflasın ertelenmesi yoluna başvurulması esas itibariyle bu yola başvuran borçlunun inisiyatifi ile şekillenmesi, alacaklıların süreç bakımından etkinliklerinin yok denecek kadar az olması ve en önemlisi de sürecin beş yıla kadar uzatılabilmesi iflasın ertelenmesi kurumuna başvurulmasının tercih edilmesi sonucunu doğurmaktaydı.

Olağanüstü Hal Kanunu ile OHAL süresince yeni erteleme tedbirlerine ve iflasın ertelenmesine verilemeyeceğinin düzenlenmesi ve nihayetinde konkordato’ya ilişkin hükümlerin daha elverişli ve ayrıntılı bir şekilde düzenlenmesi ile birlikte bundan böyle artık Konkordato kurumunun geçmiş dönemlere nazaran etkin olarak başvurulan bir yeniden yapılanma ve borç ödeme kurumu olacağını söylemek mümkündür.

Konkordato’ya ilişkin İcra ve İflas Kanununda yapılan değişikliklerin tamamının yerinde ve ihtiyaca cevap verici nitelikte olduğunu söylemek elbetteki mümkün değildir. Konuya dair olarak ilerleyen yazılarımızda her bir hükmü tek tek irdeleyecek ve yapılan değişikliğin isabetli ve yeterli olup olmadığını gerekçeli olarak ortaya koyacağız. Ancak bu aşamada, iflasın ertelenmesi kurumunun, bu kurumunun son dönemlerde giderek kötüye kullanıldığı yönündeki yakınmalar da dikkate alınarak işlevsiz kılınmasından sonra bu kurumunun ıslah edilmesi zorunluluk halini almıştı.

Bu yüzden yapılan düzenlemenin tüm ihtiyaçlara cevap vermeyeceği açık olmakla birlikte isabetli olduğunu söylememiz gerekir. Bu konudaki eksikliklerin uygulama başladıktan sonra daha iyi ortaya çıkacak ve buna göre ilgili hükümlerde değişiklik yapılabilecektir. Konkordato, ticari hayat bakımından önemli işlev görecek olan kurumlardan birisidir. Zira, bu kurum sayesinde iflasın olumsuz sonuçları büyük ölçüde (bazen tamamen) önlenebilir veya bu olumsuz sonuçlar nispeten hafifletilebilir. Bu sebeple, mahkemeler uygulaması bakımından bu kuruma olumlu yaklaşılması ve kurumun işletilmesi bakımından gereksiz zorlukların çıkarılmasından kaçınılması gerektiğini düşünmekteyiz. Çünkü, bu sayede tüm tarafların daha fazla zarara uğramasının önlenebilmesi durumu söz konusudur.

Konkordato Talebine Eklenecek Belgeler

Konkordatoya başvuran borçlunun başvuru dilekçesine birtakım belgeler eklemesi gerekir.

Konkordato talebine eklenecek belgeler İcra ve İflas Kanununun 286. maddesinde ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir. Söz konusu madde düzenlemesine göre eklenecek belgeler şunlardır;

Borçlu, konkordato talebine beş başlık altında sıralanan aşağıdaki belgelerin eklenmesi gerekir.

– Borçlunun borçlarını hangi oranda veya vadede ödeyeceğini, bu kapsamda alacaklıların alacaklarından hangi oranda vazgeçmiş olacaklarını, ödemelerin yapılması için borçlunun mevcut mallarını satıp satmayacağını, borçlunun faaliyetine devam edebilmesi ve alacaklılara ödemelerini yapabilmesi için gerekli malî kaynağın sermaye artırımı veya kredi temini yoluyla yahut başka bir yöntem kullanılarak sağlanacağını gösteren konkordato ön projesi.

– Borçlunun malvarlığının durumunu gösterir belgeler; borçlu defter tutmaya mecbur kişilerden ise Türk Ticaret Kanununa göre hazırlanan son bilanço, gelir tablosu, nakit akım tablosu, hem işletmenin devamlılığı esasına göre hem de aktiflerin muhtemel satış fiyatları üzerinden hazırlanan ara bilançolar, ticari defterlerin açılış ve kapanış tasdikleri ile elektronik ortamda oluşturulan defterlere ilişkin e-defter berat bilgileri, borçlunun malî durumunu açıklayıcı diğer bilgi ve belgeler, maddi ve maddi olmayan duran varlıklara ait olup defter değerlerini içeren listeler, tüm alacak ve borçları vadeleri ile birlikte gösteren liste ve belgeler.

– Alacaklıları, alacak miktarlarını ve alacaklıların imtiyaz durumunu gösteren liste. – Konkordato ön projesinde yer alan teklife göre alacaklıların eline geçmesi öngörülen miktar ile borçlunun iflâsı hâlinde alacaklıların eline geçebilecek muhtemel miktarı karşılaştırmalı olarak gösteren tablo.

– Sermaye Piyasası Kurulu veya Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumunca yetkilendirilen bağımsız denetim kuruluşu tarafından hazırlanan ve konkordato ön projesinde yer alan teklifin gerçekleşmesinin kuvvetle muhtemel olduğunu gösteren finansal analiz raporları ile dayanakları. Şu kadar ki bu şart 3/6/2011 tarihli ve 635 sayılı Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 28 inci maddesi kapsamında küçük işletmeler bakımından uygulanmaz.

Bu madde uyarınca sunulan malî tabloların tarihi, başvuru tarihinden en fazla kırk beş gün önce olabilir.
Borçlu, konkordato sürecinde mahkeme veya komiser tarafından istenebilecek diğer belge ve kayıtları da ibraz etmek zorundadır.

Kimler Konkordato Talep Edebilir

Konkordatoyu kimlerin talep edebileceği önem arz etmektedir. Konkordatoyu talep edebilmek demek esasında bu yola başvurmak zorunda olmak demektir. Dolayısıyla konkordatoya başvurma hak ya da yetkisinden ziyade bu yola başvurmak zorunda olmaktan söz etmek daha doğru olur. Konkordato Talebi başlığını taşıyan İcra ve İflas Kanunu 285. maddesi hükmü 7101 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten sonraki şekliyle konkordato talebinde bulunabilecekleri şu şekilde tespit etmek mümkündür:

Borçlarını, vadesi geldiği halde ödeyemeyen veya vadesinde ödeyememe tehlikesi altında bulunan herhangi bir borçlu, vade verilmek veya tenzilat yapılmak suretiyle borçlarını ödeyebilmek veya muhtemel bir iflastan kurtulmak için konkordato talep edebilir.

İflas talebinde bulunabilecek her alacaklı, gerekçeli bir dilekçeyle, borçlu hakkında konkordato işlemlerinin başlatılmasını isteyebilir.

Yapılması gereken ilk tespit konkordatoya başvurabilmek için borçlunun iflasa tabi olup olmamasının ölçüt alınmadığıdır. Bu husus m. 285,III hükmü ile düzenlenen iflasa tabi olmayan borçlu için yerleşim yerindeki asliye ticaret mahkemesinin yetkili olduğuna ilişkin düzenleme ile de teyit edilmiştir.

Değişiklikten önceki şeklinde İİK m. 285 konkordato talebinde bulunabilecek olmayı konkordato hükümlerinden yararlanmak isteyen herhangi bir borçlu şeklinde tanımlarken 7101 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle artık konkordato talep edebilecek olanlar, ‘borçlarını, vadesi geldiği halde ödeyemeyen veya vadesinde ödeyememe tehlikesi altında bulunan herhangi bir borçlu, vade verilmek veya tenzilat yapılmak suretiyle borçlarını ödeyebilmek veya muhtemel bir iflastan kurtulmak borçlular ile iflas talebinde bulunabilecek her alacaklı şeklinde tasrih edilmiştir.

Konkordato kurumunun niteliği ve amacı dikkate alındığında, zaten esas olarak borçlarını, vadesi geldiği halde ödeyemeyen veya vadesinde ödeyememe tehlikesi altında bulunan borçluların başvuracağı, böyle bir olumsuz durumu, daha açık ifadesi ile borçlarını vadesinde ve düzenli olarak ödeyebilen borçluların konkordatoya başvurmasının düşünülemeyeceği söylenebilirse de bunun yasa metni ile açıkça düzenlenmesi isabetli olmuştur.

Kaldı ki ayrıca, vade verilmek veya tenzilat yapılmak suretiyle borçlarını ödeyebilmek veya muhtemel bir iflastan kurtulmak için de konkordato talep edebileceği de pozitif düzenlemeye kavuşturulmuştur.

Nihayet bu hak iflas talebinde bulunabilecek her alacaklıya da tanınmak suretiyle eski düzenlemeye nazaran alacaklı ve borçlu arasındaki hassas dengenin korunmasına ve bu dengenin, konkordato hakkının sadece borçluya tanınması, alacaklılara tanınmaması suretiyle bozulmasının önüne geçilmiştir. Çünkü konkordato kurumu sadece ve tek başına borçlunun yararı dikkate alınarak düzenlenmiş bir kurum değildir. Borçlunun ekonomik varlığının sona ermeyip devam etmesi borçludan başka tüm alacaklıların ve Devletin de yararına bir durumdur. Bu sebeple bu hakkın alacaklılar da tanınmış olması takdire şayandır.

Konkordatoda görevli ve yetkili mahkemenin belirlenmesi büyük önem arz etmektedir.

Yetkili ve görevli mahkeme; iflasa tabi olan borçlu için 154 üncü maddenin birinci veya ikinci fıkralarında yazılı yerdeki, iflasa tabi olmayan borçlu için yerleşim yerindeki asliye ticaret mahkemesidir (İİK m. 285,III).

Buna göre, konkordato başvurusunun yapılacağı mahkeme, bir başka ifade ile görevli mahkeme asliye ticaret mahkemesidir. 7101 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önce görevli mahkeme icra (hukuk) mahkemesi idi. Değişiklikle konkordato prosedürü hakkında karar verme yetkisinin dar yetkili icra mahkemesinden alınarak ticaret mahkemesine verilmiş olması isabetli olmuştur.

Yetkili mahkeme, bir diğer ifadesi ile hangi yerdeki mahkemenin konkordato talebi hakkında karar vereceği İcra ve İflas Kanunu m. 154 hükmüne yollama yapılmıştır. İcra ve İflas Kanunu m. 154, I ve II hükümleri şu şekildedir;

Konkordato Yetkili Mahkeme

İflas yoluyle takipte yetkili merci, borçlunun muamele merkezinin bulunduğu mahaldeki icra dairesidir.

Merkezleri yurt dışında bulunan ticari işletmeler hakkında yetkili merci, Türkiye’deki şubenin, birden ziyade şubenin bulunması halinde merkez şubenin bulunduğu yerdeki icra dairesidir.

Buna göre;

İflasa tabi olmayan borçlu bakımından konkordato için yetkili ticaret mahkemesi borçlunun muamele merkezinin bulunduğu yer asliye ticaret mahkemesidir.

Merkezleri yurt dışında bulunan ticari işletmeler hakkında yetkili merci, Türkiye’deki şubenin, birden ziyade şubenin bulunması halinde merkez şubenin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesidir.

İflasa tabi olmayan borçlu bakımından konkordato için yetkili mahkeme, borçlunun yerleşim yerindeki asliye ticaret mahkemesidir.

Bir yerde asliye ticaret mahkemesinin bulunmaması durumunda o yer asliye hukuk mahkemesi asliye ticaret mahkemesi sıfatıyla konkordato bakımından görevli olacaktır.

Bir yerde birden fazla asliye ticaret mahkemesinin bulunması halinde konkordato bakımından hangi mahkemenin görevli olacağı 7101 sayılı Kanunun Geçici 14. Maddesinde düzenlenmiştir. Bu hüküm, ‘Hakimler ve Savcılar Kurulu, 26/9/2004 tarihli ve 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun 5 inci maddesinin beşinci fıkrasındaki belirleme yetkisi kapsamında iflas ve konkordato konusunda uzman asliye ticaret mahkemesini, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren iki hafta içinde belirler’ şeklindedir.

Bu maddeye göre, Hakimler ve Savcılar Kurulu, iflas ve konkordato konusunda uzman asliye ticaret mahkemesini, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren iki hafta içinde belirleyecek. 7101 sayılı Kanun 15.03.2018 tarihinde yayımlanarak yürürlüğe girdiğine göre 31.03.2018 tarihine kadar bu mahkemelerin belirlenmesi gerekir. Bu yazının kaleme alındığı tarih itibariyle süre dolmuş olmasına rağmen herhangi bir belirleme yapılmamıştır. Bu tarihe kadar belirleme yapılmaması durumunda mevcut tüm asliye ticaret mahkemelerinin hepsinin bu konuda yetkili olduğu kabul edilerek müracaat edilebilir. Bundan sonraki süreçte belirleme yapılması durumunda ise talebin görülmekte olduğu mahkeme dosyayı belirlenen mahkemeye gönderecektir. Buradaki iş bölümü ilişkisi bir görev ilişkisi olup dava şartı teşkil etmektedir. Dolayısıyla taraflarca her zaman ileri sürülebileceği gibi mahkemece de re’sen dikkate alınmak durumundadır.

Kimlere Elektronik Tebligat Yapılmak Zorundadır

15.03.2018 tarih ve 30361 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 7101 sayılı Kanunla hukuk mevzuatımızda elektronik tebligat zorunluluğu bir başka ifade ile, tebligatın elektronik yolla yapılması zorunluluğu düzenlenmiştir.

Yapılan düzenleme ile kimlere elektronik tebligatın yapılması gerektiği ayrıntılı ayrıntılı olarak sayılmıştır. Yapılan düzenlemeye bakıldığında, aradan geçecek belli bir zamanda sonra elektronik tebligatın kural, bunun dışındaki tebligatın ise istisna olacağını öngörmek kehanet sayılmamalıdır. Yani gelecekte, kanunda sayılacak olanlar elektronik tebligat yapılması zorunlu olanlar değil elektronik tebligat yapılması zorunlu olmayanlar şeklinde olacaktır.

Geleceği atiye bırakarak, mevcut düzenleme 11.2.1959 sayılı Tebligat Kanununun 7/a maddesinde değişiklik yapılmak suretiyle, aşağıda sayılan gerçek ve tüzel kişilere elektronik yolla tebligat yapılmasını zorunlu kılmaktadır. Şöyle ki;

– 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanununa ekli (I), (II), (III) ve (IV) sayılı cetvellerde yer alan kamu idareleri ile bunlara bağlı döner sermayeli kuruluşlar.
– 5018 sayılı Kanunda tanımlanan mahallî idareler.
– Özel kanunla kurulmuş diğer kamu kurum ve kuruluşları ile kanunla kurulan fonlar ve kefalet sandıkları.
– Kamu iktisadi teşebbüsleri ile bunların bağlı ortaklıkları, müessese ve işletmeleri.
– Sermayesinin yüzde ellisinden fazlası kamuya ait diğer ortaklıklar.
– Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve üst kuruluşları.
– Kanunla kurulanlar da dahil olmak üzere tüm özel hukuk tüzel kişileri.
– Noterler.
– Baro levhasına yazılı avukatlar.
– Sicile kayıtlı arabulucular ve bilirkişiler.
– İdareleri, kamu iktisadi teşebbüslerini veya sermayesinin yüzde ellisinden fazlası kamuya ait diğer ortaklıkları; adli ve idari yargı mercileri, icra müdürlükleri veya hakemler nezdinde vekil sıfatıyla temsile yetkili olan kişilerin bağlı bulunduğu birim.
Birinci fıkra kapsamı dışında kalan gerçek ve tüzel kişilere, talepleri hâlinde elektronik tebligat adresi verilir. Bu durumda bu kişilere tebligatın elektronik yolla yapılması zorunludur.
Birinci ve ikinci fıkra hükümlerine göre elektronik yolla tebligatın zorunlu bir sebeple yapılamaması hâlinde bu Kanunda belirtilen diğer usullerle tebligat yapılır.
Elektronik yolla tebligat, muhatabın elektronik adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılır.
Bu Kanun uyarınca yapılan elektronik tebligat işlemleri, Posta ve Telgraf Teşkilatı Anonim Şirketi tarafından kurulan ve işletilen Ulusal Elektronik Tebligat Sistemi üzerinden yürütülür. Posta ve Telgraf Teşkilatı Anonim Şirketi, sistemin güvenliğini ve bu sistemde kayıtlı verilerin muhafazasını sağlayacak her türlü tedbiri alır.

Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar yönetmelikle belirlenir.

Konkordatoda geçici mühlet 7101 sayılı Kanunun 15. maddesi ile İcra ve İflas Kanunun 287. maddesi değiştirilmek suretiyle yeniden düzenlenmiştir.

Geçici Mühlet

Madde 287- Konkordato talebi üzerine mahkeme, 286 ncı maddede belirtilen belgelerin eksiksiz olarak mevcut olduğunu tespit ettiğinde derhal geçici mühlet kararı verir ve 297 nci maddenin ikinci fıkrasındaki haller de dahil olmak üzere, borçlunun malvarlığının muhafazası için gerekli gördüğü bütün tedbirleri alır.

Konkordato işlemlerinin başlatılması alacaklılardan biri tarafından talep edilmişse, borçlunun 286 ncı maddede belirtilen belgeleri ve kayıtları mahkemenin vereceği makul süre içinde ve eksiksiz olarak sunması halinde geçici mühlet kararı verilir. Bu durumda anılan belge ve kayıtların hazırlanması için gerekli masraf alacaklı tarafından karşılanır. Belge ve kayıtların süresinde ve eksiksiz olarak sunulmaması halinde geçici mühlet kararı verilmez ve alacaklının yaptığı konkordato talebinin de reddine karar verilir.

Mahkeme, geçici mühlet kararıyla birlikte konkordatonun başarıya ulaşmasının mümkün olup olmadığının yakından incelenmesi amacıyla bir geçici konkordato komiseri görevlendirir. Alacaklı sayısı ve alacak miktarı dikkate alınarak gerektiğinde üç komiser de görevlendirilebilir. 290 ncı madde bu konuda kıyasen uygulanır.

Geçici mühlet üç aydır. Mahkeme bu üç aylık süre dolmadan borçlunun veya geçici komiserin yapacağı talep üzerine geçici mühleti en fazla iki ay daha uzatabilir, uzatmayı borçlu talep etmişse geçici komiserin de görüşü alınır. Geçici mühletin toplam süresi beş ayı geçemez.

291 inci ve 292 nci maddeler, geçici mühlet hakkında kıyasen uygulanır.

Geçici mühlet talebinin kabulü, geçici komiser görevlendirilmesi, geçici mühletin uzatılması ve tedbirlere ilişkin kararlara karşı kanun yoluna başvurulamaz.”

Maddenin eski şeklimde sadece konkordato mühletinden söz edilmekte olup yeni düzenleme ile bu geçici mühlet şekline değiştirilmiştir. Komiser bakımından da değişiklik söz konusudur. Önceki düzenleme de bir veya birden fazla komiser atanabileceği düzenlenmişken yeni düzenleme bir komiser ‘geçici komiser’ olarak ve alacaklı sayısı dikkate alınarak gerektiğinde üç komiser de atanabileceği öngörülmüştür.

Geçici mühlet süresi öncedeki düzenlemede mühlet adı altında üç ayı geçmemek üzere düzenlenmişken yeni düzenleme ile üç ay artı azami iki ay olmak üzere beş ay olarak düzenlenmiş ve maddede ayrıca geçici mühlet süresinin beş ayı geçmeyeceği belirtilmiştir.

Konkordato Komiseri ve Alacaklılar Kurulunun Görevleri

Konkordato komiseri ve alacaklılar kurulunun önemli birtakım görevleri bulunmaktadır. Bu görevlerin gereği gibi yerine getirilmesi, borçlu ve bir yönüyle alacaklılar açısından, konkordatonun başarıya ulaşması bakımından önemli olduğu gibi komiser ve alacaklılar kurulu üyeleri bakımında da sorumluluk sebebi olabilecek niteliktedir.

İcra ve İflas Kanunu m.290 yeni şeklinde komiser ve alacaklılar kurulunun görevleri ayrıntılı olarak düzenlenmiştir.

Dosyayı teslim alan komiser kesin mühlet içinde, konkordatonun tasdikine yönelik işlemleri tamamlayarak dosyayı raporuyla birlikte mahkemeye iade eder.

Komiserin görevleri şunlardır:

– Konkordato projesinin tamamlanmasına katkıda bulunmak.

– Borçlunun faaliyetlerine nezaret etmek.

– Bu kanunda verilen görevleri yapmak.

– Mahkemenin istediği konularda ve uygun göreceği sürelerde ara raporlar sunmak.

– Alacaklılar kurulunu konkordatonun seyri hakkında düzenli aralıklarla bilgilendirmek.

– Talepte bulunan diğer alacaklılara konkordatonun seyri ve borçlunun güncel mali durumu hakkında bilgi vermek.

– Mahkeme tarafından verilen diğer görevleri yerine getirmek.

8 inci, 10 uncu, 11 inci, 16 ncı, 21 inci ve 359 uncu maddeler hükümleri kıyas yoluyla komiserler hakkında da uygulanır.

Komiserin konkordatoya ilişkin işlemleri ile ilgili şikayetler, asliye ticaret mahkemesi tarafından kesin olarak karara bağlanır.

Mahkemece atanan geçici komiser ve komiserler, özel sicilinde kaydedilmek üzere mahkemenin bağlı bulunduğu bölge adliye mahkemesi bilirkişilik bölge kuruluna bildirilir. Bir kişi eş zamanlı olarak beşten fazla dosyada geçici komiser ve komiser olarak görev yapamaz. Komiserin sorumlulukları hakkında 227 nci maddenin dördüncü ve beşinci fıkrası hükümleri uygulanır.

Konkordato komiserinin nitelikleri Adalet Bakanlığınca yürürlüğe konulan yönetmelikle belirlenir.

Alacaklılar kurulu, komiserin faaliyetlerine nezaret eder; komisere tavsiyelerde bulunabilir ve kanunun öngördüğü hallerde mahkemeye görüş bildirir. Alacaklılar kurulu komiserin faaliyetlerini yeterli bulmazsa, mahkemeden komiserin değiştirilmesini gerekçeli bir raporla isteyebilir. Mahkeme bu talep hakkında borçluyu ve komiseri dinledikten sonra kesin olarak karar verir.”

Maddede ifade edilen birtakım görevlerin içeriğinin tam olarak ne olduğu/olması gerektiği uygulama ile birlikte yerel ve üst mahkemeler uygulamaları ile şekillenecektir. Konkordato komiseri icra ve iflas hukuku sistematiğimiz içerisinde önceden de var olan bir özel iflas organı olmakla birlikte alacaklılar kurulu iflas organı olarak yeni bir düzenlemedir. Alacaklılar kurulu ile alacaklılar toplanması (alacaklılar toplantısı) farklı organlar olup karıştırılmamalıdır.

Konkordato Projesinin Kabulu için Gerekli Çoğunluk

Kanun, konkordato projesinin alacaklılar bakımından kabul edilmiş sayılabilmesi için projenin alacaklıların belli bir çoğunluğu bakımından kabul edilmiş olması gerektiğini düzenlemiştir (İİK m.302).

Alacaklılar Bakımından Gerekli Çoğunluk:

Konkordato projesi

– Kaydedilmiş olan alacaklıların ve alacakların yarısını veya
– Kaydedilmiş olan alacaklıların dörtte birini ve alacakların üçte ikisini,
aşan bir çoğunluk tarafından imza edilmiş ise kabul edilmiş sayılır.

Oylamada sadece konkordato projesinden etkilenen alacaklılar oy kullanabilir. 206 ncı maddenin birinci sırasında yazılı imtiyazlı alacakların alacaklıları ve borçlunun eşi ve çocuğu ile kendisinin ve evlilik bağı ortadan kalkmış olsa dahi eşinin anası, babası ve kardeşi alacak ve alacaklı çoğunluğunun hesabında dikkate alınmaz.

Rehinle temin edilmiş olan alacaklar, 298 inci madde uyarınca takdir edilen kıymet sonucunda teminatsız kaldıkları kısım için hesaba katılırlar.

Çekişmeli veya geciktirici koşula bağlı yahut belirli olmayan bir vadeye tabi alacakların hesaba katılıp katılmamasına ve ne oranda katılacağına mahkeme karar verir. Şu kadar ki bu iddialar hakkında ileride mahkemece verilecek hükümler saklıdır.

Konkordato projesinin müzakereleri sonucunda oluşturulan konkordato tutanağı, kabul ve ret oylarını içerecek şekilde derhal imza olunur. Toplantının bitimini takip eden yedi gün içinde gerçekleşen iltihaklar da kabul olunur.

Komiser, iltihak süresinin bitmesinden itibaren en geç yedi gün içinde konkordatoya ilişkin bütün belgeleri, konkordato projesinin kabul edilip edilmediğine ve tasdikinin uygun olup olmadığına dair gerekçeli raporunu mahkemeye tevdi eder.

Çoğunluğun sağlanıp sağlanmayacağına ilişkin alacaklılar toplantısına komiser başkanlık eder ve borçlunun durumu hakkında bir rapor verir (İİK m.302,I).

Borçlu gerekli açıklamaları yapmak üzere toplantıda hazır bulunmaya mecburdur.

Yeni düzenlemede, konkordato projesinin kabulü için öngörülen çoğunluk son derece anlaşılması zor ve karmaşık bir şekilde düzenlenmiştir. Bu yönüyle konuyu düzenleyen eski madde hükmü (İİK m. 297)’nin, Kaydedilmiş olan alacaklıların yarısını ve alacaklıların üçte ikisini aşan bir çoğunluk tarafından imza edilmiş ise kabul edilmiş sayılır’ şeklindeki, düzenlemenin daha isabetli olduğu söylenebilir. Kaldı ki, bu düzenleme dahi yer yer eleştirilmekteydi. Yeni düzenlemenin daha sade ve kolay anlaşılabilir ve uygulanabilir düzenlenmesi beklenirken tam tersi olmuştur.

Kesin Konkordato Mühleti

7101 sayılı Kanunla getirilen önemli değişikliklerden birisi de konkordato mühletinin geçici konkordato mühleti ve kesin konkordato mühleti şeklinde ikili bir ayrıma tabi tutulmuştur. Buna göre;

Kesin Konkordato Mühleti

1- Geçici Mühlet

2- Kesin Mühlet

Bu yazımızda kesin konkordato mühletini ele alacağız.

Mahkeme, kesin mühlet hakkındaki kararını geçici mühlet içinde verir.

Kesin mühlet hakkında bir karar verilebilmesi için, mahkeme borçluyu ve varsa talep eden alacaklıyı duruşmaya davet eder. Geçici komiser, duruşmadan önce yazılı raporunu sunar ve mahkemece gerekli görülürse, beyanı alınmak üzere duruşmada hazır bulunur. Mahkeme yapacağı değerlendirmede, itiraz eden alacaklıların dilekçelerinde ileri sürdükleri itiraz sebeplerini de dikkate alır.

Konkordatonun başarıya ulaşmasının mümkün olduğunun anlaşılması halinde borçluya bir yıllık kesin mühlet verilir. Bu kararla birlikte mahkeme, yeni bir görevlendirme yapılmasını gerektiren bir durum olmadığı takdirde geçici komiser veya komiserlerin görevine devam etmesine karar verir ve dosyayı komisere tevdi eder.

Mahkemece, kesin mühlet kararıyla beraber veya kesin mühlet içinde uygun görülecek bir zamanda yedi alacaklıyı geçmemek, herhangi bir ücret takdir edilmemek ve tek sayıda olmak kaydıyla ayrıca bir alacaklılar kurulu oluşturulabilir. Bu durumda alacakları, hukuki nitelik itibarıyla birbirinden farklı olan alacaklı sınıfları ve varsa rehinli alacaklılar, alacaklılar kurulunda hakkaniyete uygun şekilde temsil edilir. Alacaklılar kurulu oluşturulurken komiserin de görüşü alınır. Alacaklılar kurulu her ay en az bir kere toplanır ve hazır bulunanların oy çokluğuyla karar alır. Komiser bu toplantıda hazır bulunarak alınan kararları toplantıya katılanların imzasını almak suretiyle tutanağa bağlar. Alacaklı sayısı, alacak miktarı ve alacakların çeşitliliği dikkate alınarak alacaklılar kurulunun zorunlu olarak oluşturulacağı haller ile alacaklılar kuruluna ilişkin diğer hususlar Adalet Bakanlığınca yürürlüğe konulan yönetmelikte gösterilir.

Güçlük arz eden özel durumlarda kesin mühlet, komiserin bu durumu açıklayan gerekçeli raporu ve talebi üzerine mahkemece altı aya kadar uzatılabilir. Borçlu da bu fıkra uyarınca uzatma talebinde bulunabilir; bu takdirde komiserin de görüşü alınır. Her iki halde de uzatma talebi kesin mühletin sonra ermesinden önce yapılır ve uzatma kararı vermeden önce, varsa alacaklılar kurulunun da görüşü alınır.

Kesin mühlet verilmesine, kesin mühletin uzatılmasına ve kesin mühletin kaldırılarak konkordato talebinin reddine ilişkin kararlar, 288 inci madde uyarınca ilan edilir ve ilgili yerlere bildirilir (İİK m. 289).

Konkordato Mühletinin Sonucu

Kanun koyucu konkordato mühletine önemli sonuçlar bağlamıştır.

Geçici mühletin sonuçları bakımından kesin mühlet sonuçlarına yollamada bulunulduğundan (İİK m.288), geçici ve kesin mühlet bakımından aynı sonuçlar doğacağından, konuyu konkordato mühletinin sonuçları başlığı altında ele alınmıştır.

Konkordato mühletinin sonuçları

A- Mühletin Alacaklılar Bakımından Sonuçları (İİK m. 288, m.294) :

Madde 294- Mühlet içinde borçlu aleyhine 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanuna göre yapılan takipler de dahil olmak üzere hiçbir takip yapılamaz ve evvelce başlamış takipler durur, ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz kararları uygulanmaz, bir takip muamelesi ile kesilebilen zamanaşımı ve hak düşüren müddetler işlemez.
206 ncı maddenin birinci sırasında yazılı imtiyazlı alacaklar için haciz yoluyla takip yapılabilir.

Tasdik edilen konkordato projesi aksine hüküm içermediği takdirde kesin mühlet tarihinden itibaren rehinle temin edilmemiş her türlü alacağa faiz işlemesi durur.

Takas bu Kanunun 200 ve 201 inci maddelerine tâbidir. Bu maddelerin uygulanmasında geçici mühletin ilânı tarihi esas alınır.

Hacizli mallar hakkında niteliğine uygun düştüğü ölçüde 186 ncı madde hükmü uygulanır.

Konkordato mühletinin verilmesinden önce, müstakbel bir alacağın devri sözleşmesi yapılmış ve devredilen alacak konkordato mühletinin verilmesinden sonra doğmuş ise, bu devir hükümsüzdür.

Konusu para olmayan alacaklar, alacaklı tarafından, ona eşit kıymette para alacağına çevrilerek komisere bildirilir. Şu kadar ki borçlu, komiserin onayıyla taahhüdün aynen ifasını üstlenmekte serbesttir.

B- Mühletin Rehinli Alacaklılar Bakımından Sonuçları (İİK m. 288, m. 295) :

Madde 295- Mühlet sırasında rehinle temin edilmiş alacaklar nedeniyle rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takip başlatılabilir veya başlamış olan takiplere devam edilebilir ancak bu takip nedeniyle muhafaza tedbirleri alınamaz ve rehinli malın satışı gerçekleştirilemez.

C- Kesin mühletin sözleşmeler bakımından sonuçları (İİK m. 288, m. 296) :

Madde 296- Sözleşmenin karşı tarafının konkordato projesinden etkilenip etkilenmediğine bakılmaksızın, borçlunun taraf olduğu ve işletmesinin faaliyetinin devamı için önem arz eden sözleşmelerde yer alıp da borçlunun konkordato talebinde bulunmasının sözleşmeye aykırılık teşkil edeceğine, haklı fesih sebebi sayılacağına yahut borcu muaccel hale getireceğine ilişkin hükümler, borçlunun konkordato yoluna başvurması durumunda uygulanmaz. Sözleşmede bu yönde bir hüküm bulunmasa dahi sözleşme, borçlunun konkordatoya başvurduğu gerekçesiyle sona erdirilemez.

Borçlu, tarafı olduğu ve konkordatonun amacına ulaşmasını engelleyen sürekli borç ilişkilerini, komiserin uygun görüşü ve mahkemenin onayıyla herhangi bir zamanda sona erecek şekilde feshedebilir. Bu çerçevede ödenmesi gereken tazminat, konkordato projesine tabi olur. Hizmet sözleşmelerinin feshine ilişkin özel hükümler saklıdır.

KONKORDATO TASDİKİNİN ŞARTLARI

Konkordatonun tasdiki şartları 7101 sayılı Kanunun maddesinde düzenlenmiş olup şu şekildedir;

Madde 33- 2004 sayılı Kanunun 305 inci maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Konkordatonun Tasdiki Şartları:

Madde 305- 302 nci madde uyarınca yapılan toplantıda ve iltihak süresi içinde verilen oylarla kabul edilen konkordato projesinin tasdiki aşağıdaki şartların gerçekleşmesine bağlıdır:

a- Adi konkordatoda teklif edilen tutarın, borçlunun iflası halinde alacaklıların eline geçebilecek muhtemel miktardan fazla olacağının anlaşılması; malvarlığının terki suretiyle konkordatoda paraya çevirme halinde elde edilen hasılat veya üçüncü kişi tarafından teklif edilen tutarın iflas yoluyla tasfiye halinde elde edilebilecek bedelden fazla olacağının anlaşılması.

b- Teklif edilen tutarın borçlunun kaynakları ile orantılı olması (bu kapsamda mahkeme, borçlunun beklenen haklarının dikkate alınıp alınmayacağını ve alınacaksa ne oranda dikkate alınacağını da takdir eder).

c- Konkordato projesinin 302 nci maddede öngörülen çoğunlukla kabul edilmiş bulunması.

d- 206 ncı maddenin birinci sırasındaki imtiyazlı alacaklıların alacaklarının tam olarak ödenmesinin ve mühlet içinde komiserin izniyle akdedilmiş borçların ifasının, alacaklı bundan açıkça vazgeçmedikçe yeterli teminata bağlanmış olması (302 nci maddenin altıncı fıkrası kıyasen uygulanır).

e- Konkordatonun tasdikinin gerektirdiği yargılama giderleri ile konkordatonun tasdiki durumunda alacaklılara ödenmesi kararlaştırılan para üzerinden alınması gereken harcın, tasdik kararından önce, borçlu tarafından mahkeme veznesine depo edilmiş olması.

Mahkeme konkordato projesini yetersiz bulursa kendiliğinden veya talep üzerine gerekli gördüğü düzeltmenin yapılmasını isteyebilir.”

Adalet Komisyonunun kabul ettiği metinde ise konkordatonun tasdiki şartları şu şekilde düzenlenmiştir.

Madde 33- 2004 sayılı Kanunun 305 inci maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Konkordatonun tasdiki şartları:

Madde 305- 302 nci madde uyarınca yapılan toplantıda ve iltihak süresi içinde verilen oylarla kabul edilen konkordato projesinin tasdiki aşağıdaki şartların gerçekleşmesine bağlıdır:

a- Adi konkordatoda teklif edilen tutarın, borçlunun iflası halinde alacaklıların eline geçebilecek muhtemel miktardan fazla olacağının anlaşılması; malvarlığının terki suretiyle konkordatoda paraya çevirme halinde elde edilen hasılat veya üçüncü kişi tarafından teklif edilen tutarın iflas yoluyla tasfiye halinde elde edilebilecek bedelden fazla olacağının
anlaşılması.

b- Teklif edilen tutarın borçlunun kaynakları ile orantılı olması (bu kapsamda mahkeme, borçlunun beklenen haklarının dikkate alınıp alınmayacağını ve alınacaksa ne oranda dikkate
alınacağını da takdir eder).

c- Konkordato projesinin 302 nci maddede öngörülen çoğunlukla kabul edilmiş bulunması.

d- 206 ncı maddenin birinci sırasındaki imtiyazlı alacaklıların alacaklarının tam olarak ödenmesinin ve mühlet içinde komiserin izniyle akdedilmiş borçların ifasının, alacaklı bundan
açıkça vazgeçmedikçe yeterli teminata bağlanmış olması (302 nci maddenin altıncı fıkrası kıyasen uygulanır).

e- Konkordatonun tasdikinin gerektirdiği yargılama giderleri ile konkordatonun tasdiki durumunda alacaklılara ödenmesi kararlaştırılan para üzerinden alınması gereken harcın, tasdik
kararından önce, borçlu tarafından mahkeme veznesine depo edilmiş olması.

Mahkeme konkordato projesini yetersiz bulursa kendiliğinden veya talep üzerine gerekli gördüğü düzeltmenin yapılmasını isteyebilir.

KONKORDATO MAHKEMELERİ BELİRLENDİ

HSK, konkordato ve iflas davalarına bakacak mahkemeleri belirledi

Hâkimler ve Savcılar Kurulu Birinci Dairesinin

03/04/2018 Tarihli ve 538 Sayılı Kararı Resmi Gazete’de yayımlandı.

Söz konusu Karar şu şekildedir;

T.C.
HÂKİMLER VE SAVCILAR KURULU
BİRİNCİ DAİRESİ

Karar Tarihi : 03/04/2018
Karar No : 538

28/02/2018 tarihli ve 7101 sayılı İcra ve İflâs Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun 46. maddesiyle 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanununa eklenen geçici 14. maddesinin ikinci fıkrasının, “Hâkimler ve Savcılar Kurulu, 26/09/2004 tarihli ve 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun 5 inci maddesinin beşinci fıkrasındaki belirleme yetkisi kapsamında iflâs ve konkordato konusunda uzman asliye ticaret mahkemesini, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren iki hafta içinde belirler.” hükmü uyarınca, iflâs ve konkordato konusunda uzman asliye ticaret mahkemelerinin belirlenmesi hususu Hâkimler ve Savcılar Kurulu Birinci Dairesince görüşülerek;

28/02/2018 tarihli ve 7101 sayılı İcra ve İflâs Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun 46. maddesiyle 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanununa eklenen geçici 14. maddesi uyarınca;

1) İflâs yoluyla adi takipten doğan;
a) İflâs davası (İcra ve İflâs Kanunu 156. Madde)
b) İtirazın kaldırılması ve iflâs davası (İcra ve İflâs Kanunu 156. Madde)

2) Kambiyo senetlerine mahsus iflâs yoluyla takipten doğan;
a) İflâs davası (İcra ve İflâs Kanunu 173. Madde)
b) İtirazın kaldırılması ve iflâs davası (İcra ve İflâs Kanunu 174. Madde)

3) Doğrudan doğruya;
a) Alacaklı tarafından talep edilen iflâs davaları (İcra ve İflâs Kanunu 177.Madde)
b) Borçlu tarafından talep edilen iflâs davaları (İcra ve İflâs Kanunu 178. Madde)
c) Sermaye şirketleri ile kooperatiflerin iflâsı davaları (İcra ve İflâs Kanunu 179. Madde)

4) İflâs tasfiyesinde düzenlenen sıra cetveline yönelik davalar (İflâs tarihinden önce açılıp yargılama sırasında kayıt kabul davasına dönüşen alacak davaları hariç olmak üzere kayıt kabul ve kayıt terkin davaları) (İcra ve İflâs Kanunu 235. Madde)

5) Takasa itiraz davaları (İcra ve İflâs Kanunu 201. Madde)

6) İflâsın kaldırılması talepleri (İcra ve İflâs Kanunu 182. Madde)

7) İflâsın kapanması talepleri (İcra ve İflâs Kanunu 254. Madde)

8) İtibarın yerine gelmesi talebi (İcra ve İflâs Kanunu 313 ve 314. Maddeleri)

9) Adi konkordatodan kaynaklanan talepler (İcra ve İflâs Kanunu 285 ilâ 308/h Maddeleri)

10) İflâstan sonra konkordatodan kaynaklanan talepler (İcra ve İflâs Kanunu 309.Madde)

11) Malvarlığının terki suretiyle konkordatodan kaynaklanan talepler (İcra ve İflâs Kanunu 309/a ilâ 309/l Maddeleri)

12) Sermaye şirketleri ve kooperatiflerin uzlaşma yoluyla yeniden yapılandırılması talepleri (İcra ve İflâs Kanunu 309/m ilâ 309/ü Maddeleri)

Hususlarından kaynaklanan davalara;

1- Üç ve daha az asliye ticaret mahkemesi bulunan yerlerde 1 numaralı asliye ticaret mahkemesinin,

2- Üçten fazla asliye ticaret mahkemesi bulunan yerlerde ise 1, 2 ve 3 numaralı asliye ticaret mahkemelerinin,

İhtisas mahkemesi olarak belirlenmesine,

7101 sayılı Kanun’un 46. maddesiyle 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanununa eklenen geçici 14. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, bu kapsamda görülmekte olan davalar bakımından iflâsın ertelenmesi ve konkordato talepleri hakkında talep tarihinde yürürlükte bulunan hükümlerin uygulanmasına, mahkemelerin derdest dava dosyalarının bu karara dayanarak anılan mahkemelere gönderemeyeceğine, iş bu kararın Resmî Gazete’de yayımlandığı tarihten itibaren açılacak davaların ise anılan mahkemelere tevzi edilmesine karar verildi.

NOT: İş bu karar, 05/04/2018 tarihli ve 30382 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.

KONKORDATONUN SAĞLADIĞI AJANTAJLAR

Bu ve devamı yazılarımızda konkordatonun avantajlarının neler olduğuna değineceğiz. Zira, bu yola başvurmayı düşünen birçok borçlu konkordatonun avantajlarının, bir diğer ifade ile, bu kurumun sağladığı yararların neler olduğunu bilmek istemektedir.

Bir başka açıdan bakıldığında da, esasen konkordatonun hangi avantajları sağladığını bilmediğinden bu yola başvurmayı düşünmeyen birçok borçlu bulunmaktadır. Bu sebeple, konkordato kurumunun yararlarının farklı ve geniş platformlarda anlatılması gerekir.

Bu bağlamda en büyük görev ve sorumluluk barolara ve Türkiye Barolar Birliğine düşmektedir. Biz de bu kapsamda ve konunun sınırlı sayıda uzmanlarından birisi olarak üzerimize düşüne yapmak durumundayız.

Mühlet aşamasında bu avantajları konkordato veya mühlet tedbirleri olarak isimlendirmek mümkündür.

Hasılı;

Konkordatonun sağladığı avantajlardan birincisi:

Tüm Takiplerin Durması :

Bu yola başvuran borçlu aleyhine 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanuna göre yapılan takipler de dahil olmak üzere, hangi nedene dayanırsa dayansın her türlü ihtiyati tedbir, ihtiyati haciz ve muhafaza işlemleri de dahil tüm takip işlemlerinin yapılması ihtiyati tedbir yoluyla durdurulur.

Bu konkordato (mühlet) tedbiri, öncelikle borçlunun malvarlığının güvence altına alınarak korunmasını sağlamakla borçlunun yararına gibi gözükmekte ise de konkordato projesinin realize olmasını sağlamak suretiyle alacaklıların alacağına kavuşmasını sağlaması itibariyle dolaylı olarak alacaklıların da yararınadır.

Buna göre, ihtiyati tedbir, ihtiyati haciz ve muhafaza işlemleri dahil tüm takip işlemleri olduğu yerde duracak ve ne bir adım (aşama) ileri ne de bir adım (aşama) geri gibi bir durum söz konusu olmayacaktır. Bunu biraz daha açmak gerekirse, borçlunun malı haczedilmiş ve bu arada mühlet tedbirine hükmedilmiş ise artık muhafaza işlemi söz konusu olamayacaktır. Diğer bir durum, muhafaza işleminden sonra mühlet tedbiri söz konusu ise artık satış işlemi yapılamayacaktır. Aynı şekilde, birinci durumda mühlet tedbiri haciz işlemini, ikinci durumda ise artık muhafaza işleminin mühlet tedbirinden etkilenip sona ermesi söz konusu olmayacaktır.

O halde, konkordato mühleti verilmesiyle borçlunun elde edeceği en önemli avantaj mühlet (konkordato) tedbirlerinden en önemlisi olan tüm takiplerin durmasıdır. Bu sayede borçlu her an icra ve iflas takiplerine maruz kalmaktan veya mevcut takiplerin baskısından kurtulmakta ve adeta rahat bir nefes almaktadır.

Borçlu Aleyhine Yeni Takip Yapılamaması (Başlatılamaması) :

Bir önceki yazımızda konkordato kurumu bağlamında verilen (geçici) mühlet kararı ile birlikte borçlu aleyhine 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanuna göre yapılan takipler de dahil olmak üzere, hangi nedene dayanırsa dayansın her türlü ihtiyati tedbir, ihtiyati haciz ve muhafaza işlemleri de dahil tüm takip işlemlerinin yapılması ihtiyati tedbir yoluyla durdurulmasına karar verileceğinin düzenlendiğini beyan etmiştik.

Şüphesiz bu mühlet tedbiri başlamış olan takipler bakımından söz konusudur. Borçlu aleyhine yeni takip yapılması durumunda bu takiplerin de duracağı öngörülse bile kanun koyucu buna gerek bırakmaksızın borçlu aleyhine yeni takip başlatılamayacağını açıkça düzenlemiştir.

İlgili düzenleme, ‘6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanuna göre yapılan takipler de dahil olmak üzere hiçbir takip yapılamaz’ (İİK m. 294, I) şeklindedir.

Başlamış olan takiplerin durmasından farklı olarak burada herhangi bir cebri işlemin başlaması ve olduğu yerde durması durumu söz konusu değildir. Takiplerin durması ihtimalinde takibin daha ileri bir aşamaya ilerleyememesine karşın mevcut durumunun da ortadan kalkmayıp varlığını sürdürmesi söz konusu iken takip yasağı olarak adlandırılan yeni takip yapılamamasında durumunu muhafaza eden bir cebri icra durumu söz konusu değildir.

Borçlu hakkında mühlet (konkordato) tedbiri bulunmasına rağmen borçlu aleyhine bir takip başlatılması durumunda, icra müdürlüğünün bu işlemine karşı icra mahkemesine şikayet yoluna başvurularak ödeme emrinin iptali sağlanabilir. Takibin daha ileri bir safhaya varmış olması durumunda bu safhanın da ortadan kaldırılması talep edilebilir.

Örneğin, mühlet(konkordato) tedbirine rağmen borçluya karşı yeni bir takip başlatılmış ve bu takibe dayalı olarak borçlu aleyhine haciz tatbik edilmiş ise borçlu icra mahkemesine başvurarak bu yeni takibi iptal ettirebilir.

Borçlu aleyhine yeni takip yasağı sadece borçlunun menfaati esas alınarak düzenlenmediğinden ve borçlunun malvarlığı tüm alacaklıların ortak menfaatine tahsis edildiğinden, borçlu dışında her bir alacaklının da yapılmış olan yeni takibin iptalini icra mahkemesinden isteyebilmesi gerekir. Aksi takdirde, kanun koyucu tarafından gözetilmiş olan alacaklılar arasındaki eşitlik bozulmuş olur.

KONKORDATO DIŞINDA YAPILAN VAADLERİN AKİBETİ

Bu yazımızda konkordato dışında yapılan vaatlerin akıbetinin ne olacağı, daha açık ifadesi ile, kanun koyucunun bu tür vaatlere bağlamış olduğu hukuksal sonucun ne olduğunu ele alacağız.

7101 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önce 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 306 ncı maddesi hükmü şu şeklide idi;

Madde 306

Konkordato Haricinde Yapılan Vaatler

Borçlu tarafından konkordato şartlarından fazla olarak alacaklılardan birine yapılan her türlü vait hükme hacet kalmaksızın batıldır.

Maddenin bu şekliye olan düzenlemesi, konkordatodan yalnız dürüst borçluların yararlanabileceği, bunun gereği olarak, borçlunun bütün alacaklılarına karşı eşit bir şekilde davranması her alacaklıya borcunu (konkordato kabul edilen oranda) ödemesi gerektiği anlamında kabul edilmekteydi.

Borçlunun, konkordato şartlarından fazla ödeme vaadine bulunması yasaktı ve bu gibi ödeme vaatleri, bir mahkeme hükmüne gerek olmaksızın mutlak olarak batıldı (m. 306).

7101 sayılı Kanunla İİK m. 306 hükmü başlığı ile birlikte değişmiş olu şu şekli almıştır;

Konkordatonun tasdiki kararı, kapsamı ve ilânı:

Madde 306

Konkordatonun tasdiki kararında alacaklıların hangi ölçüde alacaklarından vazgeçtiği ve borçlunun borçlarını hangi takvim çerçevesinde ödeyeceği belirtilir.

Kararda, tasdik edilen konkordatonun yerine getirilmesini sağlamak için gerekli gözetim, yönetim ve tasfiye tedbirlerini almakla görevli bir kayyım tayin edilebilir. Bu takdirde kayyım, borçlunun işletmesinin durumu ve proje uyarınca borçlarını ödeme kabiliyetini muhafaza edip etmediği konusunda iki ayda bir tasdik kararını veren mahkemeye rapor verir; alacaklılar bu raporu inceleyebilirler.

Tasdik kararı mahkemece, 288 inci madde uyarınca ilan olunur ve ilgili yerlere bildirilir.

Görüldüğü üzere, İİK m. 306’nın eski şekli ile 7101 sayılı Kanunla değiştirilen yeni şekli arasında hiç bir bağlantı bulunmamaktadır. O zaman bu durumu nasıl yorumlamak gerekir. Daha açık ifadesi ile, konkordato dışı vaatlere cevaz mı verilmiştir veya konkordato dışı vaatler dürüstlük kapsamı dışında mı tutulmuştur ya da daha ileri gidilerek konkordatoya gitmek bakımından dürüstlük şartından safı nazar mı edilmiştir gibi birtakım sorular akla gelmektedir.

Görüşümüze göre, bu konuda yapılan değişiklik isabetli olmamış olup konkordato bakımında özel olarak düzenlenmemiş olsa bile dürüstlük kuralı geçerli olmaya devam etmekte olup borçlunun buna aykırı işlemler MTMK m. 2^de düzenlenmiş olan dürüstlük ilkesi çerçevesine tabidir ve bu ilkeye aykırı işlemler geçersizliğe tabidir. Bu görüşümüzün en önemli gerekçelerinden birisi de İİK m. 333 hükmüdür. İİK m. 333 hükmü şu şekildedir;

İflas ve konkordato işlerinde hususi menfaat temin edenlerin cezası:

Madde 333

Her kim iflas bürosu veya idaresinin yahut bir alacaklının veya alacaklılar toplanmasındaki mümessilinin reyini yahut konkordatoya muvafakatini kazanmak için ona hususi bir menfaat temin veya vaat ederse altı aydan iki seneye kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Menfaat temin eden alacaklı yahut mümessili de aynı ceza ile cezalandırılır.

Suçun iflas bürosu veya idaresi üyesi tarafından işlenmesi halinde, ceza yarı oranında artırılır.

KONKORDATONUN MÜŞTEREK BORÇLULARA VE KEFİLLERE ETKİSİ

Konkordatonun müşterek borçlu ve kefillere nasıl bir etkisi olacaktır. Bu sorunun cevabı İcra ve İflas Kanunu m.295’te cevabını bulmaktaydı. Bu hükme göre, müşterek borçlu ve kefiller bakımından konkordatonun etkisi şu şekilde düzenlenmişti;

Madde 295 – Konkordatoya muvafakat etmiyen alacaklı müşterek borçlulara ve borçlunun kefillerine ve borcu tekeffül edenlere karşı bütün haklarını muhafaza eder.

Konkordatoya muvafakat etmiş olan alacaklı dahi kendi haklarını yukardaki kimselere ödeme mukabilinde temlik teklif etmek ve onlara toplanmanın günü ile yerinden en aşağı on gün evvel haber vermek şartiyle bu hükümden istifade eder.

Alacaklı müracaat hakkına halel gelmeksizin yukardaki kimselere konkordato müzakeresine iştirak etmek salahiyetini verebilir ve onların kararını kabul taahhüdünde bulunabilir.

7101 sayılı Kanunun 23 üncü maddesi ile İcra ve İflas Kanununun yukarıda aynen aktarılan 295 nci maddesi tamamen değiştirilerek aşağıdaki şekli almıştır;

Madde 23

2004 sayılı Kanunun 295 inci maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Kesin mühletin rehinli alacaklılar bakımından sonuçları:

Madde 295

Mühlet sırasında rehinle temin edilmiş alacaklar nedeniyle rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takip başlatılabilir veya başlamış olan takiplere devam edilebilir ancak bu takip nedeniyle muhafaza tedbirleri alınamaz ve rehinli malın satışı gerçekleştirilemez.

7101 sayılı Kanunla yapılan değişiklik sonrasında konkordatonun müşterek borçlu ve kefillere nasıl bir etkisinin olacağı belirsiz bir hal almıştır.

Kanunla yapılan düzenlemeden, konkordatoya muvafakat etmiyen alacaklı müşterek borçlulara ve borçlunun kefillerine ve borcu tekeffül edenlere karşı herhangi bir ilave hakkının (konkordato borçlusundan farklı olarak) olmadığı sonucu çıkmaktadır. Kanunda yapılan değişiklikler bir bütün olarak değerlendirildiğinde, müşterek borçlular ve borcu tekeffül edenlerin de konkordato borçlusu kadar sorumlu olması gerektiğini istendiği anlaşılmaktadır.

Bize göre de, dolaylı olarak da olsa sonucu itibariyle yapılan değişiklik isabetli olmuştur. Çünkü, konkordatoya muvafakat etmiş olup olmama müşterek borçlu ve kefillerin konkordato borçlusundan daha fazla bir sorumluluğa tabi olması doğru değildir.

Sonuç olarak, konkordatoya muvafakat etmiş olan alacaklı bakımından, müşterek borçlu ve kefillere konkordato koşulları çerçevesinde haklara sahiptir. Keza, konkordatoya muvafakat etmemiş olan alacaklı da aynı şekilde konkordato koşulları çerçevesinde müşterek borçlulara ve kefillere karşı hak sahibidir.

TİCARİ DAVALARDA YARGILAMA USULÜ

Bilindiği üzere, yargılama usulleri Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanununda düzenlenmiştir. 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK) nda yazılı, sözlü, seri ve sözlü olmak üzere toplamda dört tür yargılama şekli düzenlenmiş iken 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununda dört yerine yazılı ve basit yargılama şeklinde iki yargılama türü düzenlenmiştir.

Yapılan düzenlemenin isabetinden şüphe duymamak gerekir. Zira bu sayede uygulamada sıklıkla karşılaşılan ve yargılamayı uzatıcı etkisi olan karışıklıklara son verilmiştir.

Bu yazımızda basit yargılama usulüne tabi ticari davarın neler olduğunu ortaya ortaya koyacağız. Zira, ticari davalar bakımından yazılı yargılama usulüne tabi olan davalar olduğu gibi basit yargılama usulüne tabi davalar da bulunmaktadır.

Bu yazımızda ticari davalarda yargılama usulünün birinci şekli olan basit yargılama usulünü ele alacağız. Öncelikle hangi dava ve işlerin basit yargılama usulüne tabi olduğunu tespit ettikten sonra kısaca basit yargılama usulü hakkında bilgi verilecektir.

HMK nın ilgili madde hükmü şu şekildedir;

Basit yargılama usulüne tabi dava ve işler
Madde 316- (1) Basit yargılama usulü, kanunlarda açıkça belirtilenler dışında,
aşağıdaki durumlarda uygulanır:
a) Sulh hukuk mahkemelerinin görevine giren dava ve işler.
b) Doğrudan dosya üzerinden karar vermek konusunda kanunun mahkemeye takdir hakkı
tanıdığı dava ve işler.
c) İhtiyati tedbir, ihtiyati haciz, delil tespiti gibi geçici hukuki koruma talepleri ile deniz
raporlarının alınması, dispeççi atanması talepleri ve bunlara karşı yapılacak olan itirazlar.
ç) Her çeşit nafaka davaları ile velayet ve vesayete ilişkin dava ve işler.
d) Hizmet ilişkisinden doğan davalar.
e) Konkordato ve sermaye şirketleri veya kooperatiflerin uzlaşma suretiyle yeniden
yapılandırılmasına ilişkin açılacak davalar.
f) Tahkim hükümlerine göre, mahkemenin görev alanına giren dava ve işler.
g) Diğer kanunlarda yer alan ve yazılı yargılama usulü dışındaki yargılama usullerinin
uygulanacağı belirtilen dava ve işler.

Ticari davalar bakımından TTK ‘da açık düzenleme bulunduğundan, maddede geçen ‘kanunlarda açıkça belirtilenler’kapsamında konu ele alınmalıdır.

7101 sayılı Kanunla Türk Ticaret Kanununun 4 üncü maddesi değiştirilmiştir. Değişiklikte önce TTK m. 4,II hükmü şu şekilde idi, “Ticari davalarda da deliller ile bunların sunulması 18/6/1927 tarihli ve 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu hükümlerine tabidir.“

7101 sayılı Kanunla yapılan değişiklik ise şu şekildedir;

Madde 61- 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 4 üncü maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“(2) Ticari davalarda da deliller ile bunların sunulması 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerine tabidir; miktar veya değeri yüz bin Türk lirasını geçmeyen ticari davalarda basit yargılama usulü uygulanır.”

O halde, miktar veya değeri yüzbin lirayı geçmeyen ticari davalarda basit yargılama usulü uygulanacaktır.

Daha kısa, basit ve çabuk sonuçlanmasında yarar bulunan dava ve işler basit yargılama usulü ana hatlarıyla şu şekilde cereyan eder (etmelidir):

HMK (m.316-322) hükümleri arasında düzenlenmiş olan basit yargılama usulünde dilekçeler teatisi, ön inceleme, tahkikat,sözlü yargılama ve hüküm aşamaları mevcuttur. Ancak, bunlar, yazılı yargılama usûlünde olduğu gibi kesin şekilde birbirinden ayrılmamıştır.

Basit yargılama usulünde davanın açılması ve cevap dilekçesi aynen korunmuş, ancak replik ve düplik aşamaları kaldırılmıştır (m. 317).

Basit yargılama usulünde tüm delillerin davanın başında verilmesi ve toplanması, yazılı yargılama usulüne göre daha katı bir şekilde düzenlenmiştir (m. 318). Ayrıca, iddianın değiştirilip genişletilmesi, dava dilekçesinin verilmesiyle, savunmanın değiştirilip genişletilmesi ise, cevap dilekçesinin verilmesiyle başlatılmıştır (m. 319).

Basit yargılamada da, ön inceleme kabul edilmiş ve ön incelemede yapılacak işlerin basit yargılamada da gözetilmesi ve yargılamanın ön incelemedeki tespitler çerçevesinde yürütülmesi esası benimsenmiştir. Ancak, ön inceleme için ayrı, tahkikat için ayrı duruşma günleri tespiti yerine, ön incelemeden sonra mümkünse aynı duruşmada tahkikata
geçilebilmesi benimsenmiştir (m. 320).

Basit yargılama usulünde, dosyanın bir defa yenilenebileceği hükme bağlanmıştır. Bu yargılama usulünde, sözlü yargılama için ayrı bir zaman dilimi kabul edilmeyerek, tahkikatın sonunda tarafların son beyanlarının alınması, tahkikat ve yargılamanın böylece tamamlanması öngörülmüştür (m.321/1).

ANONİM ŞİRKETLERDE SERMAYENİN KAYBI VE BORÇLANMA

Anonim Şirketlerde Sermayenin Kaybı ve Borca Batıklık Durumunda Yönetim Kurulunun Konkordato Talep Etmesi

Türk Ticaret Kanunu, anonim şirketlerde sermayenin kaybı ve borca batık olma durumunda, şirketin temsil organı olan yönetim kuruluna birtakım yükümlülükler getirmiştir.

TTK m. 377 hükmüne göre, şirket sermayesinin kaybolması ve şirketin borca batık hale gelmesi, yani toplam pasiflerini rayiç değerinin toplam aktiflerinin rayiç değerini aşması aşması durumunda şirket yönetim kurulunun öncelikle çağrı ve bildirim yükümlülüğü, arkasından da gerekli önlemleri alma yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu yükümlülüklerin en önemlilerinden birisi de şüphesiz konkordatonun talep edilmesidir. Konu Türk Ticaret Kanununun 377 nci maddesinde şu şekilde düzenlenmiştir:

Sermayenin kaybı, borca batık olma durumu

a) Çağrı ve bildirim yükümü

Madde 376– (1) Son yıllık bilançodan, sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının yarısının zarar sebebiyle karşılıksız kaldığı anlaşılırsa, yönetim kurulu, genel kurulu hemen toplantıya çağırır ve bu genel kurula uygun gördüğü iyileştirici önlemleri sunar.

(2) Son yıllık bilançoya göre, sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının üçte ikisinin zarar sebebiyle karşılıksız kaldığı anlaşıldığı takdirde, derhâl toplantıya çağrılan genel kurul, sermayenin üçte biri ile yetinme veya sermayenin tamamlanmasına karar vermediği takdirde şirket kendiliğinden sona erer.

(3) Şirketin borca batık durumda bulunduğu şüphesini uyandıran işaretler varsa, yönetim kurulu, aktiflerin hem işletmenin devamlılığı esasına göre hem de muhtemel satış fiyatları üzerinden bir ara bilanço çıkartır. Bu bilançodan aktiflerin, şirket alacaklılarının alacaklarını karşılamaya yetmediğinin anlaşılması hâlinde, yönetim kurulu, bu durumu şirket merkezinin bulunduğu yer asliye ticaret mahkemesine bildirir ve şirketin iflasını ister. Meğerki, iflas kararının verilmesinden önce, şirketin açığını karşılayacak ve borca batık durumunu ortadan kaldıracak tutardaki şirket borçlarının alacaklıları, alacaklarının sırasının diğer tüm alacaklıların sırasından sonraki sıraya konulmasını yazılı olarak kabul etmiş ve bu beyanın veya sözleşmenin yerindeliği, gerçekliği ve geçerliliği, yönetim kurulu tarafından iflas isteminin bildirileceği mahkemece atanan bilirkişilerce doğrulanmış olsun. Aksi hâlde mahkemeye bilirkişi incelemesi için yapılmış başvuru, iflas bildirimi olarak kabul olunur.

b) Konkordato

Madde 377

(1) Yönetim kurulu veya herhangi bir alacaklı, 376 ncı maddenin üçüncü fıkrası uyarınca yapacağı iflas talebiyle birlikte veya bu kapsamda yapılan iflas yargılaması sırasında 2004 sayılı Kanunun 285 inci ve devamı maddeleri uyarınca konkordato da talep edebilir. Bu maddenin “b) İflasın ertelenmesi” olan başlığı, 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanunun 62 nci maddesiyle değiştirilerek konkordato şeklini almıştır.

O halde, anonim şirketlerde, şirketin sermayesinin kaybedilip şirketin borca batık hale gelmesi durumunda şirket yönetim kurulunun en önemli görevlerinden birisi de konkordato talebinde bulunmaktır. Bu sadece bir yükümlülük olmayıp aynı zamanda bir haktır. Çünkü, maddede alacaklının da konkordato talep edebileceği düzenlenmiş olup alacaklı bakımından bunun bir yükümlülük olduğu söylenemeyeceğine göre bu düzenlemenin hem bir hak hem de bir yükümlülük olarak kabul edilmesi gerekir.

YENİ BİLİRKİŞİ ÜCRET TARİFESİ

Adalet Bakanlığı 2018 yılı Bilirkişilik asgari ücret tarifesi Resmi Gazete’nin 14 Nisan 2018 tarihli sayısında bir tebliğ yayımlandı.Resmi Gazete’de yayımlanan söz konusu tebliğ “2018 Yılı Bilirkişilik Asgari Ücret Tarifesi” başlığı ile kamuoyu ile paylaşıldı.

Konu ile ilgili olarak Resmi Gazete’de yayımlanan tebliğ ile;

Bu Tarifenin amacı, 3/11/2016 tarihli ve 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu ile 3/8/2017 tarihli ve 30143 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Bilirkişilik Yönetmeliği gereğince bilirkişilere ödenecek ücret ve giderlerin miktarı ile bunların ödenmesine ilişkin usul ve esasların belirlendiği ifade edildi.

Buna göre, Adli ve idari yargı alanında yürütülen her türlü bilirkişilik faaliyetine ilişkin bilirkişi ücretleri bu Tarife esas alınarak belirlenir ve bu Tarife, Bilirkişilik Kanununun 6 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (ğ) bendi ile Bilirkişilik Yönetmeliğinin 57 nci maddesinin ikinci fıkrasına dayanılarak hazırlanmıştır.

Yayımlanan tebliğ ile belirlenen ücretlere ilişkin görüş ve eleştirilerimizi başka bir yazımıza bırakarak şimdilik 16 maddeden müteşekkil tebliğ’in detaylarını sunmakla yetineceğiz. Şöyle ki ;

BİLİRKİŞİLİK ASGARİ ÜCRET TARİFESİ

Bilirkişi ücreti

Madde 4 – (1) Bilirkişi ücreti, bilirkişiye sarf etmiş olduğu emek ve zaman karşılığında ödenen ücrettir.

Giderler

Madde 5 – (1) Bilirkişinin, görevlendirmenin mahiyetine uygun inceleme, ulaşım, konaklama, yemek ve diğer mutad giderleri belgesi karşılığında ayrıca ödenir. Ödemeler, rayiç bedeller dikkate alınarak yapılır ve ibraz edilen belgeler dosyasında saklanır.

Bilirkişi ücretleri

Madde 6 – (1) Bu Tarifeye göre verilecek bilirkişi ücretleri aşağıda gösterilmiştir:

Tarifede belirtilen ücretlerin artırılması

Madde 7 – (1) Görevlendirmeyi yapan merci, hayatın olağan akışına ve anayasal hak arama özgürlüğüne uygun olarak, aşağıdaki hususları dikkate alarak resen veya talep üzerine bu Tarifede yazılı bilirkişi ücretlerini artırabilir:

a) Bilirkişinin vasfı veya ilgili uzmanlık alanında bilirkişi temininde yaşanan güçlük,

b) Uyuşmazlığın niteliği, dosya ve eklerinin kapsamı,

c) Bilirkişinin görevlendirme yapılan yere gelmesi için gereken süre,

ç) İnceleme için geçirilen süre,

d) İncelemenin keşif yapılmasını gerektirmesi halinde keşifte geçirilen süre.

Tarifede belirtilen ücretlerin azaltılması

Madde 8 – (1) Görevlendirmeyi yapan merci, işin mahiyetinin gerektirmesi halinde bu Tarifede yazılı bilirkişi ücretlerini indirebilir.

Seri dosyalarda bilirkişi ücreti

Madde 9 – (1) Ayrı bir inceleme ve araştırmayı gerektirmeyen seri dosyalarda işin mahiyetine göre bu Tarifede yazılı bilirkişi ücretlerinden görevlendirmeyi yapan merci tarafından uygun görülecek miktarda indirim yapılır.

Ek rapor için bilirkişi ücreti

Madde 10 – (1) Görevlendirme kararında belirlenen sorular dışında ayrıca bilgi talep edilmesi halinde talebin içeriğine göre bilirkişiye, merci tarafından takdir edilecek miktarda ek ücret ödenebilir.

(2) Bilirkişi raporundaki eksiklik veya belirsizliğin giderilmesi ya da açıklığa kavuşturulmasını sağlamak için ek rapor istenmesi halinde ayrıca bir ücret ödenmez.

(3) Görevlendirme kararında bilirkişiden cevaplaması istenilen soruların bir veya birkaçının bilirkişi tarafından cevaplanmaması nedeniyle ek rapor istenmesi halinde ayrıca bir ücret ödenmez.

Giderler için avans ödemesi

Madde 11 – (1) Bilirkişinin ulaşım ve konaklama giderleri ile raporun hazırlanması için yapılması gereken harcamalar dikkate alınarak bilirkişinin talebi ve görevlendirmeyi yapan merciin uygun görmesi halinde, ileride bu Tarifenin beşinci maddesine göre ödenecek tutardan mahsup edilmek kaydıyla avans ödemesi yapılabilir.

Ücretin ödenmemesi

Madde 12 – (1) Bilirkişilik Yönetmeliğinin 51 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca yapılan görevlendirmeye aykırı olarak rapor düzenlenmesi halinde, görevlendirme yapan merci tarafından ücret veya gider adı altında ödeme yapılmamasına veya aykırılığın niteliğine göre takdir edilen ücret ve giderlerde indirim yapılmasına karar verilebilir.

Ücretin ödenmesi

Madde 13 – (1) Görevli personel tarafından bilirkişi ücretinden vergi kesintisi yapıldıktan sonra kalanı bilirkişiye ödenir.

(2) Tarifenin beşinci maddesine göre belirlenen giderler herhangi bir kesinti yapılmaksızın ayrı bir sarf kararına istinaden ödenir.

Uygulanacak tarife

Madde 14 – (1) Bilirkişi ücretinin tayininde, görevlendirmenin yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan tarife esas alınır.

Yürürlükten kaldırılan tarife

Madde 15 – (1) 1/10/2016 tarihli ve 29844 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Hukuk Muhakemeleri Kanunu Bilirkişi Ücret Tarifesi yürürlükten kaldırılmıştır.

Yürürlük

Madde 16 – (1) Bu Tarife yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

KONKORDATO ADİ ALACAKLARA FAİZ İŞLEMESİNİ DURDURUR

Bu yazımızda konkordatonun faiz işlemesine etkisini, bir başka ifade ile, konkordatoda faizin işleyip işlemeyeceğine, işleyecek ise ne şekilde işleyeceğine değineceğiz. Rehinli alacaklar bakımından faiz konusunu ise başka bir yazımızda ele alacağız.

2004 sayılı İcra ve İflas Kanununda, 7101 sayılı Kanunla yapılan değişiklikte önce, konkordatonun faiz işlemesine olan etkisi m. 289, IV’de düzenlenmişti. Bu madde hükmü şu şekilde idi;

Tasdik edilen konkordato projesi aksine hüküm içermediği takdirde kesin mühlet tarihinden itibaren rehinle temin edilmemiş her türlü alacağa faiz işlemesi durur (İİK m. 294, II).

Madde 289,IV, ‘Konkordato aksine hüküm içermediği takdirde mühlet, rehinle temin edilmemiş her türlü alacağa faiz işlemesini durdurur. 7101 sayılı Kanunun 22 maddesi ile faiz konusu 294 maddesi III hükmünde şöyle düzenlenmiştir;

Tasdik edilen konkordato projesi aksine hüküm içermediği takdirde kesin mühlet tarihinden itibaren rehinle temin edilmemiş her türlü alacağa faiz işlemesi durur.

Buna göre, adi alacaklar bakımından yapılan değişiklik esasa ilişkin olmayı sadece madde numarası değişikliğine ilişkindir. Her iki düzenleme bakımından da konkordato projesi esas alınmıştır.

Dolayısıyla, faiz konusunda, konkordato projesinde bir düzenleme varsa buna göre hareket edilecektir. Konkordato projesinde faize ilişkin bir düzenleme; faizin işleyeceği, işlemeye başlayacağı tarih ve oran şeklinde olabileceği gibi faiz işlemeyeceğine ilişkin bir düzenleme şeklinde de olabilir. Tüm bu durumlarda projede yer alan hüküm gereğince hareket edilir.

Konkordato projesinde faize ilişkin bir düzenleme yoksa kesin mühlet tarihinden itibaren rehinle temin edilmemiş her türlü alacağa faiz işlemesi durur (İİK m. 294, II).

Acaba faiz işlemesinin durması geçici mühlet kararından itibaren uygulanabilir mi?

Kanaatimizce, İİK m. 294,II’de açıkça kesin mühletten itibaren ibaresi olsa da bunu geçici mühletten itibaren başlatmak daha uygun olur. Bu konudaki en önemli gerekçelerimizden birincisi, İİK m. 288’de düzenlenen ‘geçici mühlet, kesin mühletin sonuçlarını doğurur’ şeklindeki hükümdür (m. 288,I).

Diğer önemli gerekçemiz de bizzat konkordato kurumudur. Zira, konkordato bir yeniden yapılanma ve tabiri caizse, zor durumdan kurtulmayı sağlayan bir kurum olduğundan faiz konusundaki yorumun da bu amaca uygun olarak yapılması gerekir.

KONKORDATODA KEFİLE BAŞVURULMASI

Konkordatoda borçluya kefil olanlar bakımından konkordato sonuçlarının ne olacağının belirlenmesi gerekir.

İİK M. 150/B MADDESİ HÜKMÜ BİR MUHAFAZA TEDBİRİ MİDİR?

İcra ve İflas Kanununu Beşinci Babında İpoteğin Paraya Çevrilmesi başlığı altında düzenlenmiş olan m. 150 /b hükmü şu şekildedir;

Kiracılara haber verme:

Madde 150/b

Rehin, kiraya verilmiş bir taşınmaz ise icra memuru, alacaklının talebi üzerine takibin kesinleşmesini beklemeden kiracıları da takipten haberdar eder ve işleyecek kiraların icra dairesine ödenmesini emreder. (Ek cümle: 17/7/2003-4949/42 md.) Şu kadar ki, bu şekilde işlem yapılması 132 ve 135 inci maddelerdeki hakları ortadan kaldırmaz. Kiracı ihtara rağmen kira paralarını icra dairesine yatırmazsa hakkında 356 ncı madde hükmü kıyasen uygulanır.

Acaba, birinci cümlede yer alan ‘işleyecek kiraların icra dairesine ödenmesini emreder’ şeklindeki ibarenin hukuksal karşılığı nedir? Eğer bunun bir muhafaza tedbiri olduğu kabul edilirse buna bağlı olarak muhafaza tedbirleri hakkındaki hükümler uygulanacaktır. Bu durum özellikle iflasın ertelenmesi ve konkordato bakımından büyük önem arz etmektedir.

Yargıtay’ın konuya dair birden fazla kararı olmakla birlikte bu kararların çoğunluğu bunun bir muhafaza tedbiri olmadığı yönünde azınlıktaki kararı ise (dolaylı olarak) burada bir muhafaza tedbirinin söz konusu olduğu yönündedir. Hemen belirtelim ki, 152/b’deki durumun m. 159/1 kapsamında muhafaza tedbir olmadığı yönündeki kararların tamamı 12. Hukuk Dairesine aittir.

Yargıtay’ın birinci gruba giren bazı kararları şunlardır;

‘…İpoteğin paraya çevrilmesi yoluyla icra takibinde, İİK’nun 150/b maddesine göre ipotekli taşınmaz kiracısına işleyecek kiraların icra dairesine ödenmesi için muhtıra gönderilmesi İİK’nun 159/1 inci madde kapsamında muhafaza tedbiri olmayıp, ipotekli icra takibinin devamı niteliğinde ve bunun doğal sonucu olan bir İŞLEMDİR’ (12.HD., 31.05.2011, 2010/30125 E., 2011/11187 K).

‘…Muhafaza tedbirleri iflas talebini inceleyen ticaret mahkemesinin, borlunun iyi niyetli olmaması yani malları kaçırmaya, gizlemeye çalışması hallerinde İİK.nun 159/1. fıkrası uyarınca aldığı tedbirler olup bu tedbirlerin neler olduğu kanunda sayılmış değildir. İpoteğin paraya çevrilmesi yolu ile icra takibinde İİK.nun 150/b maddesine göre ipotekli taşınmaz kiracısına işleyecek kiraların icra dairesine ödenmesi için muhtıra gönderilmesi İİK.nun 159/1 madde kapsamında muhafaza tedbiri olmayıp ipotekli icra takibinin devamı niteliğinde ve bunun doğal sonucu olan bir işlemdir'(12.HD., 21.02.2006, 2006/144 E., 2006/3220 K). Tamamen aynı yönde: (12.HD., 9.5.2016, 2016/11508 E., 2016/13543 K).

Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin aksi yöndeki kararı ise şöyledir;

‘…Asliye Ticaret Mahkemesi’nce de ihtiyati tedbiri yolu ile icra takip işlemi yapılmamasına ve takiplerin durdurulmasına karar verildiğinden İİK’nun 150/b maddesi gereğince İcra Müdürünün ipotekli taşınmaza konu kira paralarının icra dosyasına ödenmesini istemesi yönündeki 24.07.2012 tarihli işleminin iptaline karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçelerle hüküm kurulması isabetsizdir’ (8. HD., 10.09.2013; 2013/7122 E., 2013/11562 K).

Kanaatimizce, icra memurunun, alacaklının talebi üzerine takibin kesinleşmesini beklemeden kiracıları da takipten haberdar eder ve işleyecek kiraların icra dairesine ödenmesini emretmesinin, ipotekli icra takibinin devamı niteliğinde ve bunun doğal sonucu olan bir işlem olduğu yolundaki kabul isabetli değildir. Zira, eğer böyle olsaydı takibin kesinleşmesinin beklenmesi gerekirdi. Takip kesinleşmeden ve emir kipi ile olan düzenlemeden burada aciliyet arz eden ve muhafazayı gerektiren bir durumun söz konusu olduğu sonucuna varılmalıdır.

Ayrıca İİK m. 159/1 muhafaza tedbirleri tek tek sayılmamış ve zaruri görülen bütün muhafaza tedbirlerinin alınabileceği düzenlendiğine göre, 150/b hükmünün de bu kapsamda değerlendirilmesine bir mani bulunmamaktadır.

Eğer m. 150/b’de öngörülen durum takibin devamı ve doğal sonucu olsaydı bu durumda emir üzerine icra dairesine yatırılan kira parasının herhangi bir tedbir kararından etkilenmeyip alacaklıya ödenmesi gerekirdi. Halbuki, erteleme tedbiri veya mühlet tedbiri halinde bu para alacaklıya ödenememektedir. Böyle bir durumda ise, icra dairesine yatan kira parasını tedbir süresince alacaklı alamadığı gibi borçlu da bu parayı kullanamayacaktır. Oysa 150/b hükmü muhafaza tedbiri olarak kabul edilirse borçlunun bu parayı işletme sermayesinde kullanabilmesi ve faaliyetinin devamı ile borçlarını daha rahat ödeyebilmesi söz konusu olabilecektir.

Son olarak, bu konuda Yargıtay’ın içtihat birliğine gitmesi ya da kesin çözüm olarak yasal değişikliğin yapılması gerekir.

KONKORDATODA FİNANSAL KİRALAMA KONUSU (LEASİNGLİ) MALLARIN DURUMU

Finanasal kiralama konusu malların durumu İcra ve İflas Kanunu m. 307’de düzenlenmiştir. İİK m. 307, III, hükmü rehinli alacaklılara ilişkin düzenlemenin hemen arkasında gelmekte olup şu şekildedir;

Madde 307,III:

Borçlunun talebi üzerine, tasdik kararında finansal kiralama konusu malların iadesi, karardan itibaren bir yılı geçmemek üzere aşağıdaki şartlarla ertelenebilir.

a) Borçlu finansal kiralama sözleşmesinin aynen ifasını 294 üncü maddenin yedinci fıkrası uyarınca üstlenmiş olmalıdır.
b) Finansal kiralamadan doğan kira alacağı konkordato talebinden önce doğmuş olmalıdır.
c) Ödenmemiş kira borcu, üç aylık tutarı aşmamalıdır.
d) Bu erteleme nedeniyle finansal kiralama konusu malın değer kaybından kaynaklanabilecek zarar, teminat altına alınmış olmalıdır.
e) Borçlu finansal kiralama konusu malın işletmenin faaliyeti için zorunlu olduğunu ve iade edilmesi durumunda ekonomik varlığının tehlikeye düşeceğini yaklaşık olarak ispat etmiş olmalıdır.

Birinci ve üçüncü fıkrada belirtilen alacaklılar yazılı görüşlerini konkordatonun tasdikine ilişkin duruşmadan önce sunmaya davet edilirler; bu alacaklılar ayrıca tasdik duruşmasına çağırılırlar.

Borçlu, rehinli veya finansal kiralama konusu malı rızasıyla devreder, iflas eder veya ölürse, erteleme kendiliğinden hükümsüz hale gelir.
Konkordatoyu tasdik eden mahkeme, ilgili alacaklının talebi üzerine ve borçluyu da davet ederek aşağıdaki hallerden birinin varlığının yaklaşık olarak ispat edilmesi kaydıyla erteleme kararını kaldırır.

a) Borçlu ertelemeyi yanlış bilgiler vermek suretiyle elde etmişse.
b) Borçlunun serveti ve gelirleri artmış ve borçlu, ekonomik varlığını tehlikeye sokmadan borcu ödeyebilecek hâle gelmişse.
c) Rehinli malın paraya çevrilmesi veya finansal kiralama konusu malın iadesi, borçlunun ekonomik varlığını artık tehlikeye sokmayacaksa.”

Birinci bentte sözü edilen 294 üncü maddenin yedinci fıkrası aşağıdaki şekildedir;

Konusu para olmayan alacaklar, alacaklı tarafından, ona eşit kıymette para alacağına çevrilerek komisere bildirilir. Şu kadar ki borçlu, komiserin onayıyla taahhüdün aynen ifasını üstlenmekte serbesttir.

Finansal kiralamaya konu mallara ilişkin düzenleme her ne kadar ayrıntılı bir düzenleme gibi gözükmekte ise de düzenlemenin bu şekliyle uygulamada taraflar bakımından bir çok uyuşmazlığa sebebiyet vereceğini öngörmek kehanet olmayacaktır. Bu konuda ortaya çıkacak sorunlar bağlamında her defasında görüşümüzü açık ve net bir şekilde ortaya koyacağımızdan kuşku duyulmamalıdır.

KAYNAK.
http://www.delidumanhukuk.com’a teşekkür ederiz.

Google Etiketler – konkordato, konkordato şartları, konkordato ilanı, konkordato ne demek, konkordato 2018, konkordato nedir hukuk, konkordato süresi, konkordato nedir ekşi, konkordato kanunu, konkordato konya, konkordato avukat konya, konyada konkordato , konyada uzman konkordato